Evet, bu oldukça çarpıcı bir fikir; ancak potansiyel kazançlar o kadar yüksek ki buna “hayır” diyecek kişiler, perde arkasından gerçekleşmesi için rüşvet verebilirler.

Yerde 100$ yatarken bir ekonomist yanından yürüyüp geçiyor. Arkadaşı ekonomiste: “Burada para vardı, gördün mü?” diye sorar. Ekonomist, “Bir şey gördüğümü sandım ama bunun bir yanılsama olduğunu düşündüm. Eğer yerde 100 dolar olsaydı, biri onu almış olurdu. ” diye cevaplar.

Bir şey gerçek olmayacak kadar iyi görünüyorsa, muhtemelen gerçek değildir, nadiren de olsa bu böyledir. Washington DC’de bulunan, yoksulluk karşıtı bir düşünce kuruluşu olan Global Development Merkezi’nden Ekonomist Michael Clemens, kaldırımlarda trilyon dolarlık banknotların bulunduğunu savunuyor. Görünüşte basit bir politika olsa da, bu fikir dünyayı iki katı zengin hale getirebilir: Açık sınırlar.

Yoksul bir ülkeden zengin bir ülkeye geçtiklerinde, işçiler çok daha üretken hale gelirler. Birden bire yeterli sermayeyle, verimli firmalarla ve öngörülebilir bir hukuk sistemiyle iş gücü piyasasına katılabilirler. Toprağı eskimiş, tahtadan bir çapa ile kazıyanlar, traktör sürmeye başlarlar; bir zamanlar kerpiç tuğlaları elle üretenler, vinçler ve mekanik kazıcılar ile çalışmaya başlarlar; saç kesenler, daha iyi bahşiş veren, daha zengin müşteriler bulur.

Bryan Caplan ve Vipul Naik, “İşçi, dünyanın en değerli emtia olmasına karşın, katı göçmen yasaları sebebiyle çoğunun kaybedilmesi söz konusudur. Bu, açık sınırlar için radikal bir davadır.” diyor. “Amerika’ya göç eden Meksikalı işçilerin % 150’si daha fazla kazanma şansına sahip olabilirler; deneyimsiz Nijeryalılar ise % 1,000 daha fazla kazanabilirler. Nijeryalıları ülkelerinde tutmak, çiftçilere Antartika’da tarım yaptırmak kadar zordur.” diye ekliyorlar. Ekonomik olmayan faydalar da bu noktada neredeyse önemsizdir. Birleşik Devletler’de yaşayan bir Nijeryalı, terör örgütü Boko Haram’ın militanları tarafından köleleştirilemez.

Açık bir sınırdan sağlanacak potansiyel kazanımlar, diyelim ki, tamamen dış ticaretten olanları dışa vurmakla birlikte cömertçe karşılanmaktadır. Oysa “fikir” her yerde fantezi  olarak kabul edilebilir. Brexit ve Donald Trump döneminde ortaya çıkan bu konu, siyasi olmayan bir başlangıçtır. Yine de sınırlar gerçekten de açıksa ne olacağı sorulmaya ve sorgulanmaya değer.

Riskler Yaratıcı Fikirlerle Hafifletilebilir

Açıklık getirmek gerekirse, sınırların açılması, insanlara iş bulmayı serbestleştirir. Üstelik bu, “sınırların olmadığı bir dünya” veya “ulus devletin kaldırılması” anlamına da gelmiyor. Aksine, göçün insanlara bu denli cazip gelmesinin sebebi bazı ülkelerin yönetiminin iyi olması, yani yaşamak için yeterince uygun bulunması, diğer ülkelerle yahut yaşadıkları ülkeyle kıyasa tutulduğunda üstün gelmesidir.

Zengin ülkelerde çalışan işçiler, yoksul ülkelere oranla daha iyi eğitim alırlar; çünkü bu ülkeler, uzun yıllar boyunca refahı ve barışı besleyen, kurumlar geliştiren toplumlarda yetiştirmeyi amaçlarlar. Kanada kurumlarını Kamboçya’ya taşımak kulağa zor geldiği kadar eylemde de zordur; ancak Kamboçyalı bir aile için Kanada’ya yerleşmek, burada bir iş kurmak oldukça basittir. Mutlak yoksulluğu ortadan kaldırmanın en hızlı yolu, insanların kalıcı yerlerden ayrılmalarına izin vermektir. Yoksullukları, zengin dünyadaki vatandaşlar için daha fazla görünür hale getirir.

Sınırlar açık olsaydı buna kaç kişi destek çıkardı? Bir anketör olan Gallup, 2013 yılında yaptığı araştırmada, dünya nüfusunun yaklaşık %13’ünün -yani 630 milyon kişinin- ellerinde olsaydı, kalıcı olarak göç edeceğini söylüyor. Yaklaşık 138 milyon kişinin bir kısmı Amerika Birleşik Devletleri’ne, 42 milyonu İngiltere’ye ve 29 milyonu Suudi Arabistan’a yerleşebileceği ihtimalini sunuyor.

Elbette Gallup’un bu sayıları abartılı olabilir. İnsanlar her zaman istediklerini yapamaz yahut yapmazlar. Vatanından ayrılmak cesaret ve direniş gerektirir. Göçmenler tanıdık insanlara, tanıdık geleneklere ve anneanne yemeklerine veda etmelidirler. Birçok kişi, yüksek oranlı maddi ödüller için bile böyle bir fedakârlığı göze alamaz.

Almanya’da ücretler Yunanistan’ın iki katı yüksektir, ayrıca Avrupa Birliği yasaları uyarınca Yunanlılar Almanya’ya taşınmakta serbesttirler; ancak 2010’da yaşanan ekonomik krizin başlamasından bu yana 11 milyonluk Yunan nüfusunun sadece 150.000’i böyle bir cesaret gösterebildi. Frankfurt’ta Yunanca bilen/konuşan kişi sayısı oldukça az. Bu da demek oluyor ki, açık sınırlarla birleştirilen çok büyük farklılıklar bile, mutlaka bir kitleye göç vermezler. 1986’dan beri, Mikronezya vatandaşlarına, kişi başı gelirin kabaca yirmi kat daha fazla olduğu Birleşik Devletler’de vizesiz yaşamak ve çalışmak için izin verilmesine rağmen nüfusunun üçte ikisi Mikronezya’da kalmayı tercih ediyor.

Dünyadaki zengin ve yoksul ülkeler arasındaki uçurum; Avrupa’daki zengin ve daha az zengin ülkeler arasındaki boşluktan çok daha geniştir. Ayrıca, “göç” jargonda, “yola bağlı” anlamındadır.

Bir damla ile başlıyor: A ülkesinden B ülkesine giden ilk kişi, genellikle kimsenin dilini bilmediği veya bilmediği bir yemeği yapmaya çalıştığı bir yere ulaşıyor. Ancak ikinci göçmen (kardeşi ya da kuzeni olabilir) ona etrafı tanıtabilecek, kendisine yol gösterebilecek bir kişiye sahiptir. B ülkesinin yaşamak için uygun bir yer olduğu, diasporası üzerinde yayılırken; A ülkesinden daha fazla kişi B ülkesine doğru çoktan yola çıkmıştır bile. Bininci göçmen B ülkesine ulaştığında, kendisine vatandaşlarının tamamına yakın bir mahalle bulur.

Gallup’un sayıları daha da düşük olabilir. Bugün zengin ülkelerde 1.4 milyar, zengin olmayan ülkelerde ise ortalama 6 milyar insan yaşıyor. Önümüzdeki birkaç on yıl içinde, göç oranının yasal bir engel bulunmaması durumunda, bir milyar fazlasına ulaşılabileceğini hayal etmek zor değil. Bu zengin ülkeleri öngörülemeyen şekillerde değiştirecektir.

Hedef ülkelerdeki seçmenler genellikle biraz göçe aldırış etmezler ama sınırların tamamen açılmasından duydukları endişe, yabancıları hiçe saymalarına yol açacaktır. Bu korku, yaşamı daha da kötüleştirecek ve belki de ülkesinin ilk etapta harcamaya değer kılan politik sistemini tehdit edecektir. Kitle göçünde, daha fazla suç ve terör, yerli halk için daha düşük ücret, refah devletlerinde zorlanma, korkunç aşırı kalabalık ve travmatik kültürel bozulma getireceğinden endişe duyarlar.

Tartışılabilir Sorular

Suriye’de iç savaştan kaçan, gangster püsküren Guatemala yahut kaotik Kongo’dan göç eden birçok insan beraberlerinde kargaşayı da getirir mi? Bu anlaşılabilir bir korkudur (göçmen karşıtı politikacıların rollerinin birer parçasıdır), ancak bunu desteklemek için yetersiz denilebilecek kadar az sayıda konjonktür ve anekdot kanıları vardır. Kabul edilen bazı göçmenler, suç veya terör eylemleri gerçekleştirebilirler. İsveç gibi bazı Avrupa ülkelerinde göçmenlerin yerli halktan daha fazla sıkıntıya girmesi daha olasıdır, ancak bu oranın çoğunlukla genç ve erkeklerden oluşma ihtimali daha yüksektir.

Warwick Üniversitesi tarafından 1970 ve 2000 yılları arasında, 145 ülkede göç akımları üzerine yapılan bir araştırmada, göçü teröre indirgemekten çok, ekonomiye olan katkısı araştırıldı: Büyük ölçekli bir göçün, yerlilerin ekonomisine zararı olur mu, olursa ne ölçüde olur? Şimdilik, öyle bir durum söz konusu değil. Göçmenler yerlilere olanla yeni fikirler getirmeleri daha olasıdır, ayrıca birçoğu kendi işlerini de başlatırlar. İngiltere’de bulunan sığınmacılar için geçerli olan yerel yasalar, çalışmamaları için onları imkânsız kılmazsa genel olarak göçmenlerin yerlilere göre düşük kamu maliyesi tahsilatı yapma olasılığının daha düşük olduğunu belirtir.

Yabancı iş akışı, benzer becerilere sahip yerli halkın ücretlerini hafifçe bastırabilir fakat çoğu göçmen farklı becerilere sahiptir; doktor ve mühendisler, beceri kıtlığını hafifletir. Vasıfsız olan göçmenler ise bebeklere ya da yaşlıların bakımlarını üstleniyorlar, böylece yerel halkı daha kârlı işlerle meşgul olabilmesi için özgürleştiriyorlar.

Sınırlar aşırı kalabalığa neden olurlar mı? Londra gibi popüler şehirlerde belki ama çoğu Batı şehirleri, yaptıklarından çok daha fazlasını inşa ederek oldukça geniş alanlar yaratabilir. Göçmenler arasındaki doğurganlık seviyesi, bulundukları ülkenin, kendi ülkelerine göre daha yakın bir noktaya gelinceye kadar hızla düşer. Kısacası, toplu göç, dünyayı daha az kalabalık hale getirebilir.

Toplu göç zengin ülkelerdeki kültür ve politikayı değiştirir mi? Kesinlikle değiştirir. Amerika’nın nasıl değiştiğine bakın, genellikle iyi yönde. Nüfusu 1800 ila 5 milyon arasındayken, başta beyaz millet olmak üzere 320 milyona yükseldi. Elbette ki bu, gelecekteki göç dalgalarının da zararsız olacağı anlamına gelmiyor. Okur-yazar olmayan yahut bu oranın düşük olduğu topraklardan gelen yeni insanlar, siyasi yolsuzluk veya homoseksüalite karşı hoşgörüsüzlük gibi istenmeyen tutumlara ve bu doğrultuda geleneklere neden olabilirler. Bu kültürde insanlardan yeterli nüfusta göç geldiyse, yeni gelenleri şımartmak için, yerliler üzerindeki vergileri artıran birine ya da Cihatçı bir hükümete oy verebilirler.

Gözler Ödülde

Sızıntıyı emmeye yardımcı olacak doğru politikalar olmadan sınırlar aniden açılırsa kesinlikle taşıyacağı riskler de vardır. Fakat biraz yaratıcı düşünceyle bu risklerin neredeyse tamamı ve en yaygın sakıncaların çoğu üstesinden gelinerek hafifletilebilir. Eğer kaygılar göçmenlerin yerli halkı terk etmeleri ve üzerinde samimi olmayan bir hükümet empoze etmeleri üzerine duyulan endişelerse, bir çözüm olarak, göçmenlerin beş yıl boyunca oy kullanmasına izin vermemek olacaktır, on yıl ya da bir ömür boyu da olabilir. Bu gözünüze ilk bakışta sert gibi görünebilir ancak onları içeri almamaktan çok daha naziktir. Eğer asıl kaygı göçmenlerin gelecekte kendilerine yetip yetemeyecekleri hususundaysa, vize için onlardan daha fazla ücret alabilir ya da ekstra vergi talebinde bulunulabilir, gerekiyorsa refah yardımlarına erişimleri dahi kısıtlanabilir. Bu tür harçlar ve yaptırımlar, göç akımını düzenlemek için de kullanılabilir; böylelikle büyük ve ani dalgalanmalar önlenir.

Bu korkunç derecede ayrımcı geliyor değil mi? Çünkü öyle. İnsan kaçakçılarına on binlerce dolar ödemedikçe, zengin iş piyasalarından dışlandılar, buna rağmen ani sürgüne tabi tutuluyorlar ancak göçmenler statükoya göre daha iyi vaziyetteler. Bugün, milyonlarca göçmen Körfez’de çalışmakta ve hiçbiri herhangi bir siyasi haklara sahip değil. Buna rağmen bu şekilde yaşamaya devam ediyorlar, üstelik kimse de onları buna zorlamıyor.

“Sınırları açmak yabancıların milyonlarca dolar daha zengin olmasını sağlar.” diye gözlemliyor Bryan Captain. “Dikkatli bir seçmen, yabancıların refahını önemsiyor, hatta trilyonlarca servet, masanın üstünde olsa dahi bunu söylememeli. Benim yurttaşlarım nasıl böyle ağır bir eylemin birer parçası olsun ki?” Modern hükümetler, gençlerden yaşlılara, zenginlerden fakirlere düzenli olarak yeniden aktarılması için vergileri kullanıyor. Neden yabancıdan yerlilere dağıtılması için aynı politika araçlarını kullanmıyorlar?”

Eğer serbest dolaşımlı bir dünya 78 trilyon dolar kadar daha zengin olursa, liberaller onu getirmek için büyük siyasi uzlaşmalar yapmaya hazır olmamalı mı?

Makaleyi Yazan: The Economist

Çeviren: Melis Berfin Bayar

Kaynak: The Economist

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here