Değerli okuyucu, sizlere bugün Ocak 2012 tarihli Atlas Tarih dergisinde yer alan Amerikalı gazeteci Clarence Streti’in birkaç anektodunu aktarmak istedim.

Amerikalı gazeteci Clarence Streit, 1921 yılında, yani milli mücadelenin yaşandığı dönemlerde 7 hafta süren macerasının ardından “Bilinmeyen Türkler” adlı kitabını yazmıştır. Streit, o dönem Amerika’da yayınlanan Public Ledger gazetesinde 25 yaşında olan bir muhabirdir. Streit’in, 1921 yılının Ocak ayında başlayan macerasında İstanbul’dan başlayarak -Atatürk’ün yaptığı gibi- Samsun’a gitmiş ve buradan da Çorum, Yozgat, Ankara, Eskişehir ve Antalya’yı gezmiş ve kitabını bu seyahat sonunda yazmıştır.

Streit’in yazdığı bu kitap maalesef 90 yıl sonra basılmıştır. Kitap, milli mücadele döneminin toplumsal ve kültürel bir aynası olarak bizlere sunulmuştur. Kitapta kahramanlık öykülerinin kaynağı olan Türk milletinin Anadolu’daki kültürü, siyasal atmosferi çok güzel anektodlarla aktarılmıştır. Şimdi, siz değerli okuyucularımıza dikkatimi çeken ve bence çok önemli olan Stret’in anektodlarından birkaç tanesini aktaracağım;

Clerance Streit Anadolu’yu geziyor. (Sağda)

 “OTHELLO KAMİL”

1- Anadolu’yu gezmeye başlayan gazeteci Streit, o günlerde temsil edilmekte olan Kamil Rıza’nın başrolü oynadığı “Hamlet”i de seyreder. İngilizlerle pek de dostça olmayan günlerde Shakespeare’in Ankara’da oynanmasına şaşırır ve fikrini “Türkler sanatın milli sınırları olmadığına beni ikna etti” şeklinde ortaya koyar.

12-13 YAŞLARINDAKİ ÇOCUK ASKERLER

Kitabın en ilginç bölümlerinden biri “Yaşları 12-13-13; Üç Türk Gerilla Gaziyle Görüştüm ve Etkileri Altında Kaldım” başlığını taşıyor. Osman, Tevfik ve Cemal bir süre çetecilerle bulunmuşlardır. Tevfik katıldığı Yenişehir muharebesini anlatır Streit’a. Düşman baskınına uğramışlar ve sadece dokuzu kurtulmuştur. Osman da o sırada yaralanmıştır, bir gözü de kördür. Cemal Edirnelidir. Annesini Balkan, babasını Birinci Dünya Savaşı’nda kaybedince, İstanbul’da bir yetimhaneye yerleştirilmiş, işgalde de kaçarak önce İzmit’e gitmiş sonra da çetecilere katılmıştır. Bir Türk subayının yazdığı ve iki kez yaralandığını anlatan mektubu, Streit’a gururla gösterir. Daha sonra Ankara’da Mustafa Kemal Paşa onları koruması altına almış, artık onun korunmasına bağlanmışlardı.

Milli mücadelenin kahramanlarından olan ve kadın hareketlerinin Anadolu’daki öncüsü Yazar Halide Edip Adıvar (Solda) Atatürk’ün korumasına aldığı ve gazi “çocuk asker” Cemal (Sağda)

ATATÜRK VE STREİT’İN BULUŞMASI

Atatürk ile yapılan ve iki saat süren sohbet Streit’i çok etkiler. Streit görüşmeyi şöyle anlatıyor: “Çok az insan, beni bu Türk Washington’unun etkilediği gibi etkilemiştir. Hangi ülkede olursa olsun iz bırakırdı. Kendine çabucak güven aşılama yeteneği olan biriydi. İnsanların onun uğruna ölmek isteyeceği bir liderdi. Fiziksel açıdan yakışıklı, yapılı bir adamdı. Bir entelektüelin sahip olabileceği yükseklikte alnı, eylem adamlarının ağız ve çene yapısına sahip bir savaşçıydı. Hayallerini gerçekleştiren bir hayalperestti. Batı’da herhangi bir salonda otururken göze çarpmayacak kadar Avrupalı görünüyordu. Onunla Fransızca konuştum, akıcı konuşuyor. (S.95)

Streit’in mülakat sonrası Atatürk’ü çektiği fotoğraf.

Not: Kitapta mülakat sırasında çekilen ve hiç yayımlanmayan fotoğraflar da mevcuttur. 

VALS YAPAN İLKOKUL ÖĞRENCİLERİ

Amerikalı gazeteci, Eskişehir’de ilk ve orta dereceli eğitim kurumlarını da inceler. Kitaptan; Ziyaret ettiğim okullar arasında en ilginçleri ilkokullardı. Burada küçük Türk erkek ve kız çocuklarının güneşli odalarda, yan yana oturduğunu gördüm. Okulların birinde öğretmen, bir kız ve bir erkek çocuğunun bize konuşma yapmasını istedi, bitirdiklerinde tüm arkadaşları onları alkışladı. Diğerinde beş erkek ve kız oldukça zor bir dans sergilediler ve hep birden şarkı söylediler. Hem adımlar hem de müzik Avrupalıydı ve dans erkeklerle kızların çift olup vals yapmasıyla sona erdi! Ve valsin oldukça iyi olduğunu ekleyebilirim. O kadar hayran kalmıştım ve zarif manzara o kadar hoşuma gitmişti ki resim çekmek için valsi baştan almalarını rica ettim. Toplandılar ama küçük bir kız partnerini başta bulamadı ve sızlanarak, “Ama kavalyem nerede” diye sordu.

Tam o anda küçük bir çocuk ortaya çıktı, kolunu şık bir edayla ve çok doğal bir biçimde uzattı: “Buradayım, hanımefendi” dedi.

Streit’in şahit olduğu o an. Sınıfta vals dansı yapan çocuklar.

Ve Albay Naci Bey‘in nazik, babacan yüzü gururla ışıldadı. Bana döndü ve gülümseyerek şöyle dedi: “Ve bize ‘barbar’ diyorlar! Ah, İtilaf Devletleri bizi bir kendi halimize bıraksaydı! Fakat ülkemizi bu ufaklıklar için kurtaracağız. Bizim sahip olamadığımız bir şansa sahip olacaklar.”

Erkek okulunda Reform’u ve Rönesans’ı okuyan bir sınıf gördüm. Bir diğeri Almanca, öteki Fransızca görüyordu. Fransızca Türk okullarında zorunlu bir dersti. Anne babası fakir 11 yaşındaki bir erkek çocuğunun Batı Avrupa’daki bir köy manzarasını temsil eden renkli resmi Fransızca tasvir ettiğine şahit oldum. Erkek bir Türk keman viztüözü başka bir odada bazı kızlara şan dersleri veriyordu…”

Kitabın son paragrafında Streit bizlere şunları aktarıyor;

“Türkiye’ye ve Türklere karşı önyargıyla gelmiştim; Türkleri yakından tanımak için onlarla yaşayan birçok kişi gibi, ülkeyi onların dostu ve hayranı olarak terk ediyorum.”

Evet dergiden sizler için aktardığım anektodlar bu şekilde. Ben bu cümleleri dergide okurken müthiş derecede gururlandığımı hissettim. Umarım aynı duyguları siz değerli okuyucularımıza yansıtmışımıdır.

1930’lu yıllar.

Cumhuriyet dönemini bize bir ayna olarak yansıtan Streit, o dönemki Türk toplumun yapısını, kültürünü, ahlakını ve siyasal atmosferini çok güzel bir şekilde kalemine yansıtmış. Streit aslında bizlere şu mesajı da veriyor; Hiçbir zaman içini veya yapısını bilmediğimiz insanları, devletleri veya toplumları önyargılı bir şekilde eleştirmememiz gerektiğini söylüyor.

Zorlu şartlar altında milli mücadeleden çıkmış yıkık bir devletin küllerinden tekrar hayat bulup neler başarabileceğini gösteren bir toplum inşa edildi. Ve o dönemin toplumu içerisinden birçok müzisyenlerimiz, ressamlarımız, yazarlarımız, şairlerimiz, profesörlerimiz, mühendislerimiz, işadamlarımız, siyasetçilerimiz vs. insanlarımız yetişti. Bu yüzden toplumsal değerlerimize ve ahlakımıza ve özellikle de sanatımıza sahip çıkmamız gerektiğini düşünüyorum. Saygılar değerli okuyucu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here