Tezer Özlü şöyle söylemiş: “Burası bizim değil, bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi.

Ayrımcılık, eşitsizlik, baskı, sömürülme… Tüm bu davranışsal ve fikirsel bozukluklara karşı 18. yüzyıldan itibaren mücadele eden kadınlarımızdan son 30 günde 21 tanesi aramızdan ayrıldı.

pıanr gültekin
Vahşi bir cinayete kurban giden Pınar Gültekin.

Son 60 günde 48, son 1 yılda 416…  en son ise 27 yaşındaki üniversite öğrencisi olan Pınar Gültekin de aramızdan ayrıldı. Nereye gidiyor bu kadınlar? Kafa dinlemek, eğlenmek, biraz olsun hayatın karmaşasından kendilerini soyutlayıp nefes almak için mi ayrılıyorlar bizden? Hayır. Katlediliyorlar.

Beş dakika önce selam verdiğimiz, 1 saat önce telefonda konuştuğumuz, 2 gün önce oturup kahkahalarla kahve içtiğimiz kadınlarımız KATLEDİLİYOR.

Kimi tanıyor katilini, kiminin ise hiç haberi bile yok. Bazıları “çok sevildiği’’ için öldürülüyor bazıları “denk geldiği’’ için, bazıları “güzel koktukları’’ için, bazıları ise “sesi çok çıktığı’’ için.

Evet. Katiller böyle ifade veriyor. Bu kısacık, soğukkanlılık ve arsızlıkla yapılan açıklamalar bir kadının bütün hayatına denk düşüyor.  Arkasında bir aile, evlat, umut ve hayaller bırakarak giden kadınlarımız, ölümlerini öğrendiğimiz an gözlerimizden birer damla yaş olup tekrar süzülüyorlar.

Diyorlar ki;
“o da yanlış adamları seçmeseymiş, o da o kıyafeti giymeseymiş canım”
“eee ne işi varmış gecenin bir körü o sokakta’’
“kimse bir insanı öldürecek noktaya gelmez kim bilir ne yaptı da öldü’’
“bazı kadınlar da hak ediyor ama’’
“baksana boşanmışlar ama adama çocuğunu göstermiyormuş’’
“kadın dediğin kocasının yanında durur’’
“kadın dediğin çalışmaz’’
“kadın dediğin öyle açık seçik kıyafetler giyemez’’
“kadın dediğin kahkaha atmaz’’
“kadın dediğin erkek işi yapmaz’’
“kadın dediğin ahlaklı olacak, en az 3 çocuk doğuracak, uyumayacak uyutacak, kan kussa da kızılcık şerbeti içtim diyecek, küfür etmeyecek, evinde oturacak, elinden her iş gelecek, hiçbir şeye ses çıkarmayacak, boşansa yeniden evlenmeyecek çünkü boşanmayacak, ailesinin başını öne eğmeyecek’’

Çünkü ‘’kadın dediğin namustur’’

Peki erkek dediğin nedir?

“Erkek adam yapar’’. Kim bu hem erkek hem adam olanlar? Kim belirlemiş bu statüyü? Bu kadar açık uçlu bir cümle hayatınızda gördünüz mü? Peki siz hiç, bir erkeği elde edemediği için onu hırs haline getirip vahşice katleden, tüm kemiklerini kırıp bedenini testere ile kestikten sonra gitar kutusuna koyan ya da cesedini bir varile koyup üzerine beton döken kadın gördünüz mü?

 2018 yılında öldürülen 440 kadını temsilen Kabataş’ta bir duvara 440 çift kadın ayakkabısı asılmıştı

Peki siz hiç, tanımadığı bir erkeği denk geldiği için göğsüne av bıçağı saplayarak karnına kadar derin kesikler açan bir kadın tanıdınız mı?

Hayır mı?

Acaba bugün sıra hangimizde korkusunu yaşayan, saat geç olduğu için sokaklarda arkasına bakarak yürümeye çalışan, istediği gibi giyinemeden, konuşamadan, fiziksel şiddetin yanı sıra psikolojik şiddete de maruz kalan kadınlarımızın sesini ne yazık ki öldürüldükten sonra duyuyoruz. Ölmek istemediği için yardım çağrısı yapanları da ya eşiyle tekrar barıştırıp ev denilen karanlığa yolluyoruz ya da daha önemli işlerimiz olduğu için başımızdan savuşturuyoruz. Ancak katledildikten sonra dikkatimizi çeken kadın cinayetlerine merakımız ise belki 1 saat belki 1 hafta sürüyor ama en sonunda mutlaka unutuluyor. Çünkü ateş düştüğü yeri yakıyor.

NAMUS KAVRAMI ÜZERİNDEN KİMLİK BİÇİLİYOR

Kadınların, ahlaki normlar ve toplumsal görüşler temelinde değişik kimlik türlerine göre baskıya ve zulme uğradıkları durumlar, coğrafi konumlar özelinde de farklılık gösterebiliyor. Ortadoğu bölgesinde yer alan, Asya ve Avrupa’da da toprakları bulunan Türkiye’de ise kadınlara “namus’’ kavramı üzerinden bir kimlik biçiliyor ve bu çemberin dışına çıkanlar, eşleri, aileleri ya da hiç tanımadıkları kişiler tarafından istismara uğrayabiliyorlar.

Yapılan çalışmalar sonucu kadınların, yaşamlarında en çok eşlerinin veya yakın ilişki içerisinde olduğu erkeklerin şiddetine maruz kaldığı belirlenmiştir. Bu kişiler kadın kimliğinin bastırılmasını “namus’’ açısından doğru ve mantıklı buluyor.

Gerçekten kadın diye isimlendirdiğimiz “insanlar’’ aslında birer “namus’’ timsali mi? Kadınları örtülü, örtüsüz, ahlaklı, ahlaksız olarak ayıran namus ne ki? Neden kadınların her hareketinin merkezine oturmuş ve ısrarla kalkmıyor? Gelin bu etiketin aslında ne olduğuna bir göz atalım.

NAMUS KELİMESİNİN KÖKENİ

Günümüzde bir çok cinayetin, fiziksel ve psikolojik şiddetin, sosyal medya üzerinden yapılan siber saldırıların bedeli olarak kadın ile metaforlaştırılan bu kelime aslında “nomos’’dan geliyormuş. ”Nomos”, “iktidar, kanun, kural’’ anlamındaymış ve “nomos’’un kökü de “nema’’ ya aitmiş. “Nema’’ ise “bir erkeğin sahip olduğu otlak alan ve otlak alanın üzerinde otlayan hayvanlar’’ manasındaymış. Dolayısıyla “namus’’ kelimesinin köküne baktığımızda kural, kanun ve sahiplenmek anlamı taşıdığını görebiliriz.

Ayşe Nevin Yıldız Tahincioğlu, Postiga Yayınları’ndan çıkan kitabı Namusun Halleri’nde konu ile ilgili şöyle söylemiştir: “Kadına reva görülen bu rol, homo-saccer diye tanımlanan roldür ve kökleri Roma’ya dayanmaktadır. Kadın, erkek/ataerkil düzenin kurulmasında olduğu gibi korunmasında da bir homo-saccer olarak üzerine düşeni fazlasıyla yerine getiren konumdadır. İşlediği olası bir suç nedeniyle kurban edilemeyen ama öldürülmesi de cinayet olarak görülmeyen bir statü. Toplumsal olanın sınırında gezinen ve nomos’u çiğneyen böylesi bir kadın, çoğu kez “ibret-i alem”lik bir cinayete kurban gitmesi kuvvetle muhtemel bir kadındı. Örneğin bir kadının kocasını aldatması onun akrabaları tarafından öldürülmesi için meşru bir nedendi. Cinayeti işleyen akraba bu durumu mahkemede ilan ettiği zaman hem ceza almazdı hem de topluma karşı işlenmiş bir suçun cezasını verdiği için kahraman olurdu.’’

AMİR JAFRİ: NAMUS TOPLUMSALDIR, KUŞAKLARA AKTARILABİLİR

Amir Jafri ise namus kavramına uymayan herhangi bir eylemin, kolektivist düşünen toplumları zan altında bırakacağının ve hayati önem taşıdığının altını çizer. Bu sebeple Jafri’ye göre, namusu bireysel olarak göremeyiz çünkü namus toplumsaldır ve kuşaklar arası aktarılabilir. Ailenin toplum içindeki saygınlığını ölçen bir terimdir. Ataerkilliğin baskın olduğu yerlerde namus, cinayete haklı bir gerekçe sunar. Bu durum bir bakıma cinayetin meşruiyetine toplumun büyük bir kesiminin gözünde haklı bir kapı aralar. Kadın cinayetlerine bu tür toplumlarda “namus” kelimesi eklendiğinde suçun büyüklüğü derecelendirilmiş ve neredeyse hafifletilmiş sayılıyor.

kadın cinayetleri
8 Mart 8 Kadın projesi çerçevesinde 8 ünlü isim, kadına şiddete tepki göstermek adına birleşti. Yıl: 2013

Bireyci toplumlar ise bir dönem “namus’” kelimesi ile karşılaşmıyorlardı. Ane Nauta, Almanca bir sözcük olan ve “namus intikamı” anlamına gelen “eerwraak’’ terimini ilk kez 1978 yılında kullandı çünkü o dönem bunu karşılayacak hiçbir sözcük yoktu. Öte yandan Asa Elden de, göçmen ailelerde yaşanan bu tür cinayetler sonrasında bugün neredeyse Avrupa’da herkesin kavram hakkında bir şeyler bildiği ve tartıştığına işaret etmiştir. Tabi ki buradan “Avrupa’da kadın cinayetleri yok’’ anlamı çıkarılmamalıdır. Kadın cinayetleri türlere göre ayrıldığında “namus cinayeti’’ olarak adlandırılan vahşetin varlığı Avrupa ülkelerinde yoktu. Namus ve ondan doğan cinayetlerin tarihi gelişimine baktığımızda bu olgu toplumsal yapıya yaslanan politik bir sorundur.

Bazı toplumlar erkeği, kadına hükmetmesi gerek bir koruyucu, üstün bir tür olarak konumlandırarak kurucu rol üstlendiriyor. Böylece bu temelde şekillenen yapılar eril bir toplumu, iktidarı ve devlet yapısını meydana getiriyor. Aynı zamanda kadın ve erkeğin arasındaki eşitsizliğin “yaratılıştan’’ kaynaklandığını doğal sebeplere bağlamak da ortaya çıkan sonuçların normalleştirilmesine sebebiyet vermektedir. Türkiye’de ise, işlenen kadın cinayetlerinin temelinde erkek, kadını cinsiyeti üzerinden bir obje konumuna sokmakta ve sahiplenerek, sadece kendisine ait olabilecek biri gibi görmektedir.

Ayrılık, reddedilme ya da başkaldırma gibi tavırları kabullenemeyen eril kişiler, kadının kendisinden sonraki yeni yaşantısını kabullenemeyerek ‘’namus’’ adı altında suç işlemektedirler. Bu yaşanılanların “namus cinayeti’’ gibi gösterilip hafifletici sebeplere dayandırılması ya da bütün kadın cinayetlerinin ”herhangi bir sebebe” dayandırılması hiçbir şekilde kabul edilmemelidir. Kadınlar kimsenin temizlemesi gereken bir namus, koruması gereken bir sorumluluk değildir. Gelecek nesillerin de aynı zulme ve mutsuzluğa doğmamaları için daha özgür, eşit ve anlayışlı bir toplum inşa edelim. Burası artık bizim ülkemiz olsun bizi öldürmek isteyenlerin değil.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here