Tüm dünya eşine zor rastlanır bir dönemden geçmektedir. Olağanüstü bu dönem her anlamda bazı fedakarlıkların yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu fedakarlıklar ile bireysel ve ekonomik hayatımızda açılan yaraların sarılması mümkün olabilmektedir. Günümüz pandemi döneminde bahsettiğimiz bu yaraların geçmişe kıyasla temel bir vasıf farkı bulunmaktadır. Eski krizler bir takım finansal sorunlar kaynaklı, genel itibariyle biraz daha sektörel kalan ve dalga etkisiyle diğer sektörlerin de işleyişine dokunan krizler olurken bu krizlerin çözümleri belli ve daha kolaydı. Ancak bugün finansal sistem kaynaklı değil, salgın boyutuna varmış bir hastalık sebebiyle ekonomik bir krizin içerisindeyiz. Bu sebeple sorunlara çözüm oluşturmak çok daha çetrefilli bir hale gelmektedir.

KRİZ SÜREÇLERİNDE MERKEZ BANKALARININ ROLÜ

Bütün dünya ekonomisinin birden adeta bir bıçak gibi kesilmesi, insanların önceden karşılaşmadığı bir durumdu. IMF Başkanı’nın bile IMF tarihi boyunca dünya ekonomisinin böylesine durduğuna şahit olmadıklarını dile getirmesi bu ifadeyi desteklemektedir. Büyük buhrandan sonra yaşanan en büyük ekonomik daralma sebebiyle tüm dünyada pek çok ekonomist 2020’yi kayıp yıl olarak belirtmektedirler. Çapı son derece büyük olan bu makro ekonomik sorun, ülkelerdeki istihdamın sürekliliğini korumak, devlet desteği sağlanmaksızın imkansızdır. Bu sebeple devletler kendi iç ekonomilerine merkez bankaları aracılığıyla bazı paketler hazırlayıp uygulamaya alarak dokunmaya başlamışlardır. Ülkemizde piyasaya desteğinin esas sağlandığı kurum ise kendi merkez bankamız olan TCMB’dir.

Krizin makro düzeyden mikro düzeye yayılması ile reel sektöre hizmet veren bankaların dayanma gücünü zorlayıp, kimi bankaları aşabilen noktalara gelmesi ile duruma devlet tarafından TCMB’nin nüfuz etmesi şartı oluşmuştur. Şirketlerin, ticari hareketlerinin durmasından kaynaklı nakit akışlarında aksamalar ortaya çıkmıştır.

Mali düzenlerinin korunması, mevcut istihdamın, üretimin ve alt yapının devam ettirilmesi için büyük oranda finansman desteği talep edilmektedir. Yani şirketlerin temel ihtiyacı ‘’likiditedir’’. Ancak bankaların da piyasaya sürebilecekleri miktarın sınırlı olması ve birdenbire bir talep patlamasıyla karşı karşıya kalmaları ile hacimsel sorunlar baş göstermiştir.

BANKLARA LİKİDİTE DESTEĞİ

TCMB, hızlı bir çözüm getirilmesi ve bankaların şirketlere yönelik hizmetlerinde bir miktar rahatlama yaşanması adına göze çarpan ilk uygulamasının, bankaların yükümlü oldukları zorunlu karşılık oranlarında 500 baz puanlık (%5) bir düşüş gerçekleştirmek olduğunu düşünmekteyim. Bunun anlamı, TCMB havuzunda hali hazırda bulunan ancak kullanıma bloke edilmiş likiditenin %5’lik bir miktarın serbest bırakılması ile bankalara bir likit enjektesidir. Bu şekilde bankalar ellerine geçen bu paralar ile daha çok şirkete daha yüksek rakamlarla finansman desteği sağlayabileceklerdir. TCMB’nin 17.03.2020 tarihli basın duyurusunda bu likidite desteği ile 5,1 milyar USD’lik bir destek sağlanması öngörülmektedir.

TCMB, ülke piyasasındaki dalgalanmalar ile ilgili olarak sadece reel sektörü gözetlemekle yetinmeyip, TL’nin uluslararası piyasalardaki konumunu ve prestijini muhafaza etmek için swap piyasalarına yönelik olarak da bazı tedbir kararları almıştır. Bu noktada vadelerde uzatımların sağlanması gözüme çarpan ilk noktalar arasındadır. Ardından TL’nin YP’ler (yabancı para) karşısındaki dengesini koruyup negatif etkilememek için, swap işlemlerinde çeşitli kolaylıklarda sağlayacak adımlar atmıştır. Ödeme yöntemlerinin EUR ve Altın ile de sağlanabileceğinin ifade edilmesi amaçlanan kolaylıkları kanıtlar niteliktedir.

TCMB

Borsalara yönelik bu tip iyileştirme hareketlerinde bulunulması, özellikle TL bazlı fiyat istikrarına katkı sağlanacağı düşünülmektedir. Vade uzatımı gibi kararlar ve yaşanacak gelişmelere göre yeni kararların alınabileceği bu önlem paketinin diğer hususlarıdır. Tedbirlerin, özellikle reel sektörü fonlayan bankalara likidite kolaylığı sağlaması, ülkemizde faaliyet gösteren şirketlerin kriz sonraki dönemde ticari hareketlerine devam edip aksiyon almasında bir güven unsuru yaratacak, kısıtlamaya veya diğer etkilere uğramış sektörlerdeki ticaretin devam etmesi, TL’nin global ortamda hareketinin devamlılığını sağlayıp kur dengelerinde büyük çaplı olumsuz hareketlerin önleyeceğini düşünmekteyim. En azından devletin, TCMB üzerinden ana hedeflerinden birinin bu yönde olduğu görülebilmektedir.

KORONAVİRÜS ALIŞILMADIK VE BEKLENMEYEN BİR KRİZ

Sonuç olarak bu dönemin değerlendirilmesi için bilinmesi gereken ilk nokta, yaşanan krizin geçmiş krizlerden olan farkıdır. Geçmiş krizler ekonomik sistemler üzerinden oluştuğu için çözümleri ve süreçleri daha belirli olmuştur ve uygulanmaya alınmıştır. Ancak 2020 yılında yaşanan bu kriz ekonomik bir kriz değil, hastalık kaynaklı bir salgın krizidir. Dolayısıyla pek çok sektör dolaylı veya doğrudan bu krizden etkilenmiştir. Salgın kaynaklı bir kriz olması çözüm yolları ve uygulamalarının tespit edilip hayata geçirilmesinde zorluklar yarattığı gibi, süreci oldukça uzatmaktadır. Geçmiş krizler mikro bazlı olarak gerçekleşmesinden ötürü daha kolay müdahaleler edilebilirdi. Ancak bu sefer kriz makro bazlıdır ve hiçbir özel sektörün tek başına müdahalesi ve toparlanması için güç yeterliliği söz konusu değildir. Bu sebeple olaya devletler nezdinde müdahaleler gerekmektedir. Sadece Türkiye değil, tüm dünya ülkeleri kendi içlerinde çok çeşitli ekonomi tedbir kararları alıp bunları paketler şeklinde duyurmakta, bu duyuruları ise çok seri bir şekilde uygulamaya almaktadır.

Uygulamaya alınan bu tedbirler ve yardımlar, açılan ekonomik yaraların sarılmasına tek başına elbette yeterli olmayacaktır, ancak pandemi döneminin bitip dünyanın eski düzenine geri döndüğünde şirketlerin bir nebze daha rahat hareket edip ayakta kalmalarını sağlayıp, yaralarını kendilerinin sarmalarını sağlamasını kolaylaştıracaktır. Kayıp yıl olan 2020’den minimum zararla çıkıp, 2021 ve sonrasına daha emin adımlarla hareket edilebilmesinin önü temel seviyede bu şekilde sağlanabilmektedir. Pandemi sonrası yeni dünya düzenine geçip yaşantımıza devam edebilmemiz için, yeni düzenin gerekliliklerine göre yaralarımızı sarıp yol haritamızı hazırlamalıyız. En azından, şahsi görüşüm bu yöndedir.

Saygılarımla.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here