Her şey bir koyunla başladı. Klonlamanın insanlar için rutin bir olay haline geldiğini hayal edin.

İmkansız gibi görünüyordu, ama sonunda şaşırtıcı derecede kolay oldu. Çok az kişi biliyor olsa da, ilk insan klonlar 2020 yılında Tayvan’da doğdu. Şimdi bu klonlar, 30. yaratılma günlerini kutlarken klonlamanın tarihini gözden geçirmek için güzel bir zaman gibi görünüyor.

Lao Chen’in fikri olan ilk insan klonlar, ilk koyun klonun yaratılış tekniği ile tasarlanmış, onun birkaç mezun öğrencisinin gerçek çocuklarıydı. Bu teknik, bir gönüllünün vücut hücresinden çekirdeğini çıkarıp başka bir gönüllünün çekirdeği çıkarılmış yumurta hücresine yerleştirme ve daha sonra bu hücreyi tekrar gönüllünün rahmine yerleştirme ile yapılıyordu. Bu, geçmişteki insanlar için imkansızı başarmak demekti. Lao, nakledilmiş çekirdeğin epigenetik programlanmasını (genleri kapatıp açmaya yarayan birtakım kimyasal anahtarlar) nasıl değiştirebileceği konusunda da çalışmalarını sürdürdü. Sonuç ise karıştırılmış bir demet hücre değil, bir insandı.

Lao, bu yaptığını klonları ikinci yaratılma yıllarına gelene kadar duyurmadı. Yerleştirilen 11 yumurtadan 7’si doğmuş ve bu döneme gelebilmiş, sadece bir tanesi sonradan ölmüştü. Geri kalanlar sağlıklı görünüyordu, hala canlı ve iyiydiler.

Genel ahlakın gözeticileri bu olayın gizli yapılmasından dolayı sinirlenmişlerdi. Bazıları taşıyıcı annelerinin “gönüllü” katılımının nasıl olduğunu sorguladı. Ama “Taipei Six”in oraya çıkması insan klonlamasına izin verilmesi konusundaki tartışmayı ortadan kaldırmış oldu ve hangi koşullarda izin verilmesi gerektiği gibi daha yararlı bir tartışmayı ortaya attı.

Taiwan hükümeti, Lao’nun bu başarısından hoşlanmıştı ve bu sürecin hukuksallığını sorgulayan her şüpheyi eleyecek bir kanun çıkardı. Japonya ve Güney Kore de onu takip etti. İngiltere’de İnsanda Üreme ve Embriyoloji Kurumu bu soruna in utero (rahim içi) yıpranma oranını düşünerek endişeyle yaklaştı. Ölü doğumun doğal bir fenomen olduğunu ve Taipei Six’in normal bir şekilde geliştiğini gözlemledikten sonra parlamentoya insan klonlamasının izin verilmesi önerisinde bulundular. Çoğu batı ülkesi de bunu takip etti.

Yalnızca Amerika’da sorun son derece el alması güçtü. Şaşırtıcı bir şekilde, bu çekişme ülkeyi uzun zamandır devam eden kürtaj tartışmasının böldüğü şekilde bölmedi. Bazı yaşam savunucularının klonlamayı Tanrı tarafından verilen insan üretme yöntemine bir müdahale olarak görerek karşı çıkmasına karşın bazıları ise bunu yeni bir üreme biçimi olarak karşıladı. Kürtaj hakkı yanlıları ise klonlamayı kadınları küçültme olarak görenler -diğer insanların çocukları için sadece bir taşıyıcı araç rolüne düşürülmesi- ve üreme tarzına gelen yeni bir alternatif olarak karşılayanlar olarak ikiye ayrıldı. Kongre ve başkanlık tereddüt içindeydi. En sonunda Kaliforniya, üremenin federal değil devletsel bir sorun olduğuna karar verdi ve klonlamayı yasallaştırdı. Bu karar Yüksek Mahkeme tarafından onaylandı ve tüm ülke boyunca bir izin belgesi niteliğinde oldu.

O günlerde klonlama pahalıydı, bu yüzden zenginler ve heveslilerle sınırlı olarak kaldı. Bazı aşırılıkların olması ise kaçınılmazdı. Sentetik elmaslardan servet elde etmiş bir milyarder, şirketinin 16 modelini kendi klonlarını taşıması için ikna etti. Kuzey Kore’de söylenenlere göre ise klonlama ile elit askerlerden oluşan mükemmel orduyu kurmak için bir girişim vardı. Ama bu teknolojinin asıl kullanıcıları, çocuğunu kaybetmiş ve yerine tamamen aynısını koyma özleminde olan anne babalardı.

Klonlama, son derece modern bir fikir olmaya başladı.

Genel olarak bu çiftler -en azından ilk zamanlar için- hayal kırıklığına uğramadı. Klonlamanın ortaya koyduğu diğer bir şey de; kişiliğin büyük bir kısmının doğuştan geldiği fikrini doğrulamak oldu. Genç klonlar, memnun edici bir şekilde, genel olarak ayrılmış oldukları kardeşlerine benziyorlardı. “Dirilişçi” bu klonlar büyüdükçe içlerinde kendilerini ebeveynsel hırsların bir aracı olarak gören çocuk aktör ve müzisyenlerinkine benzeyen dargınlıklar beslediler.

Klonlamayı olağanlaştırmak için iki yeni atılım daha gerekliydi. Biri, 2006 yılında, Japon araştırmacı Shinya Yamanaka tarafından deri gibi doğrudan somatik vücut hücrelerinden türeyen uygun pluripotent kök hücrelerin yaratılması ile yapılmış oldu. Bu hücreler tüm vücut hücrelerine dönüşme potansiyelinden dolayı günümüzde rutin bir şekilde doku yenilenmesi için kullanılıyor. Ama, 2026 yılında, Hiroka Oda epigenetik anahtarlarının nasıl ayarlanabileceği üzerinde de çalıştı, ilk olarak embriyoyu sonra fetüsü ve sonra yaşayabilir bir canlı oluşturarak bunların yeni döllenmiş yumurtalar gibi davranlamalarına neden oldu. “Embriyolaştırma” adını verdiği bu işlem 5 yıl sonra insanların kullanması için güvenli olarak adledildi – şanslı bir tesadüfle bu aynı zamanda yapay rahimlerin insan kullanımı için onaylandığı zamandı.

Mini-ben Zirvesi

2030 yılında bir anda klonlama çekirdek transferi için yumurta sağlayacak veya klonlanmış embriyoyu taşıyacak yeni gönüllüler bulmaya gerek duymaksızın son derece revaçtaydı. Bu modanın zirvesinde, San Fransisco’da kaydedilmiş yeni doğan bebeklerin neredeyse %10’u klonlamanın sonucuydu.

Bu, insan klonlama için bir doruk noktası olsa da, insanlar “mini bir ben” yetiştirmenin umdukları gibi kusursuz simülakrlarının yaratılmasının neşeli bir deneyimi olmadığını anlamaya başladılar. Ebeveyn ve çocuğun kişiliklerinin benzemesi aralarındaki sorunları azaltmaktan ziyade arttırıyordu. Desteklenmiş üreme, yapay rahimler ve onların besleyici sıvıları gibi aparatlar bilinmeye başladıkça hamilelikle hayatlarını aksatmak istemeyen kadınlar ve erkek çiftler arasında oldukça popüler oldu. Ama, geleneksel IVF ya da GFSC (sperm veya yumurtanın deri hücrelerinden yapıldığı somatik hücrelere ait gametogenez) ile tasarlanmış fetüsler geliştirmek, böylece anne ve babanın genlerinin yeterince karıştırılarak yetiştirecekleri çocuğa aktarılması bu günlerde en çok tercih edilenlerden.

Tartışma devam etti. Klonlama ondan önce yapılan tüp bebek işlemi gibi eleştiriye açıktı. Birçok ülke bir insanın birden fazla klonlanmasını yasaklayan kurallar getirdi. Ve GFSC aynı cinsiyetteki çiftlerin; gerçek, Darvinci mirasçıları olacak çocuklarının olmasına izin vererek sorunun kamu ahlakı gözeticilerini ilgilendiren bir genetik gelişme meselesi olmasını sağladı.

Süpermen akımı ile “G-space” içinde yaşamayan bir varlık yaratmak için genomun değiştirilmesini yasaklayan kuralların kaldırılması gürültülü bir şekilde tartışıldı. Bu akımın üyeleri doğal insan genetik dizilimlerinin bir ürünü olmayan insanlar yaratabilmek istiyorlardı. Bilgisayar modellemesinin artık G-space dışındaki DNA değişimlerini tahmin edebilecek kadar iyi olduğuna inanıyorlardı. Böylece insan olmayan bir yaratığın oluşması riskinin önüne geçilebilirdi. Ancak hiçbir hukuk düzeni buna izin vermiyordu. Ama basitlik söz konusu olacak olursa bugünlerde DNA’yı düzenlemek dünyada bir yerlerde, kendi ikinci yaratılma gününü kutlamaya hazırlanan DNA’sı düzenlenmiş bir varlık olmadığına inanmak zor.

Kaynak: Economist

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here