Sinema: Katolik Kilisesinin Müzmin Kangreni Olan Pedofiliye Cesur Bir Bakış: Grace A Dieu

Grace A Dieu

Yönetmen: François Ozon

Senaryo: François Ozon

Yapımcı: Eric Altmayer – Nicolas Altmayer

Müzik: Evgueni Galperine – Sacha Galperine

Sinematografi: Manuel Dacosse

Kurgu: Laure Gardette

Oyuncular: Melvil Poupaud – Denis Menochet – Swann Arlaud – Eric Caravaca – François Marthouret – Bernard Verley

KONUSU:

Film, farklı sosyal sınıflara mensup olan ancak hepsi aynı Katolik izci kampında aynı rahip tarafından tacize uğrayan yetişkin dört erkeğin 2014’ten günümüze varan itiraflarıyla başlayan hukuki süreci ve aile yaşantılarını anlatıyor.

ANALİZ:

Günümüz Fransız sinemasının kuşkusuz ki en önde gelen yönetmeni olan François Ozon’un son filmi Grace A Dieu (Yüzleşme), katıldığı Berlin Film Festivali’nde büyük ödül olan Altın Ayı’yı kazanarak dikkatleri üzerine çekmesinin ardından gösterime girmesinin ardından hem eleştirmenler hem de özellikle art-house sinema seyircisi tarafından çokça beğenilmişti. Ki bu film aslında anlatım olarak ana akım sinemaya en yakın Ozon filmi olmasına rağmen.

Ele aldığı konu bakımıyla yönetmen ve senarist Ozon, seyircinin anlamakta zorlanacağı, deneysel bir anlatım tarzını değil de popüler sinemada varolan klasik hikaye anlatıcılığına soyunuyor ve bu seçim filme kesinlikle olumlu şekilde yansıyor. Pedofili gibi tüm dünyanın ama en çok da tüm dünya dinlerinde din adamları tarafından halen uygulanmakta olan bu suçu oldukça cesur bir şekilde ele alıyor Ozon. Bunların dışında filmin gerçek olaylardan alındığını da hatırlatmakta fayda var.

PEDOFİLİ SAHNELERİNİN GÖSTERİLMEMESİ

Ozon’un çok başarılı yönetimi ve senaryosu dışında filmin en büyük artılarından biri de pedofil sahnelerinin filmde hiç gösterilmemesi. Bu sahneleri göstermeden de güçlü diyaloglar ve sanat yönetmenliğiyle seyirciye aynı etki veriliyor. filmin sinematografisi, müzikleri de gayet yerinde. Özellikle açılış sahnesi oldukça etkileyici.

Teknik başarının yanı sıra oyunculuklar da göz dolduruyor. Ancak filmde hiçbir oyunculuk abartılı değil, senaryoya çok iyi yedirilmiş çok yerinde performanslarla film seyirciyi salya sümük hale getirmeden gayet etkileyici bir şekilde içine alıyor ve mesajını açıkça veriyor.

Not: Yazının buradan sonrası filmi izlemeyenler için spoiler içermektedir.

“Kiliseden şüphe ediyor olsam bile hep Tanrı’ya yakın oldum”.

Film 2014 yılında baş karakterlerimizden biri olan Alexandre Guerin’in bu repliğiyle başlıyor. Guerin, Fransız üst sınıfına mensup, 5 çocuklu, kiliseye gidip gelen bir ailenin orta yaşlı babası. Bir gün kendisini izci kampında uzun süre taciz eden rahip Bernard Preynat’ın görevine iade edildiğini okuyor ve harekete geçmeye karar veriyor. Önce ailesiyle bağlı olduğu kilisenin baş psikoposu Peder Barbaran’a ulaşıyor ve yardım istiyor. Barbaran birkaç kez Guerin ile görüşşe de sonrasında kendisini sürekli oyalarak hiçbir şey yapmıyor. Guerin’in kafasında ilk başta olayı medyaya taşıyıp dava açmak değil sadece Preynat’ın rahiplikten atılarak kiliseyle tüm ilişkisinin kesilmesi ancak bu gerçekleşmiyor. Bir sabah Guerin, Peder Barbaran ile ofisinde görüşüyor. Görüşme esnasında Guerin’in Preynat’a pedofil demesinden rahatsız olan Barbaran şöyle diyor:

“Etimolojik olarak “pedofil”, çocuk sevmek demektir. Ve tanrı çocukları sevmeyi emreder. Aşırıya kaçmayacak şekilde”.

Barbaran burada pedofil mağduru Guerin’i manipüle etmeye çalışıyor ancak tabi ki başarılı olamıyor. Sonrasında başka bir gün Guerin yıllar sonra kendisini taciz eden Bernard Preynat ile görüşmeye gidiyor. İkisine Babaran’ın yardımcısı Regine de eşlik ediyor. Bu görüşmede Preynat yaptıklarını kabul ediyor, Guerin’den kendisini affetmesini dileyerek onun elini tutuyor. Sonrasında ise Regine, ikisinin de elini tutarak onları ayağa kaldırıyor ve birlikte dua ediyorlar. Bu sahne dışında filmde birçok toplu dua sekansı var.

Bu dua sekansları kilisenin asırlardır işlediği bu suçu bir nevi örtme ve dua ederek arındıklarını empoze ettiklerini anlatmak için oldukça güçlü bir alt metin olarak kullanılmış. Sonra Guerin Peder Frellon adlı bir kişiyle daha görüşmeye gidiyor, o da Preynat’ın suçlarını bilen ve bununla ilgili geçmişte hiçbir şey yapmayan bir din insanı. Preynat ile ilgili kendilerine daha önce resmi olarak hiç şikayet gelmediğini ancak sürekli ağızdan ağıza dolaşan dedikodulardan dolayı bunu bildiklerini söylemesinin ardından o da Guerin’e ‘eski defterleri açmanın’ bir anlamı olmadığını ve Preynat’ın görevinden alınmayacağını söyler ve Guerin odayı terk eder.

Frellon’un ardından eski bir kilise görevlisi olan Suzanna Cremer ile görüşmeye giden Guerin, ondan da bilgi almaya çalışır. Cremer, Frellon ve Barbaran’a nazaran daha vicdan sahibi bir karaktere sahiptir ve Guerin ayrılırken ona ağlayarak her şeyi bildiklerine rağmen sustukları için çok büyük pişmanlık duyduğunu ve artık arkalarında olduğununu anlatır. Buraları anlatırken bir şeyi daha gözardı etmeden belirtmek isterim ki; olay gün yüzüne çıkmadan önce Guerin, herhangi bir din insanıyla her görüşmeye gitmeden önce hep ondan umut ediyor, bir şeyleri kilisenin değiştirebileceğini, mutlaka Preynat’ı kilisenin görevden alacağını düşünüyor ancak bu asla gerçekleşmiyor.

DEBORD: BEYAZ YAKALI BİR ÜST SINIF FRANSIZ

Ardından bir başka ana karakterimiz olan François Debord’a geçiyoruz. Debord da aynı Guerin gibi beyaz yakalı bir üst sınıf Fransız. Ancak onun anne babası Guerin’inkiler gibi gerici Katolikler değil. Kendisi sıkı bir ateist ve bunu ailesi de açıkça kabullenmiş. Annesi geçmişte oğluyla ilgili Preynat’a yazmış olduğu mektupları açığa çıkarıyor ve bu sayede Guerin Debord’a ulaşıyor.

İlk başta ilgisiz ve isteksiz görünen Debord sonradan davanın en istekli mağduru olarak göze çarpıyor. Debord’dan sonra ekibin en etkin bir diğer üyesi ise onunla tanışmasıyle dahil olan doktor Gilles Perret. Perret ise daha orta sınıfa mensup bir karakter.

Eşiyle mutlu bir evlilikleri var ve bu dava süreci boyunca Guerin, Debord ve Emmanuel ile beraber en ön safta olan kişi olarak göze çarpıyor Perret. Ancak filmin sonlarına doğru soruşturma açılacağının kesinleşmesinden sonra eşiyle birlikte dernekten ayrılıyorlar. Sebep olarak ise fazla medyatikleşmeye başlamalarını düşünmeleri ve artık biraz daha birbirlerine vakit ayırmak olarak belirtiyorlar.

Son olarak da Emmanuel Thommasin adlı bir kişi de Debord, Gilles ve Guerin’e ulaşıyor ve 4’ü derneğin kurucu üyeleri oluyorlar. Ancak şöyle bir fark var ki Emmanuel Debord ve Guerin’den farklı olarak alt sınıfa mensup bir karakter ve Preynat’tan çektikleri onda fiziksel ve ruhsal bazı rahatsızlıklara sebep olduğundan daha fevri bir kişiliği olmasına neden olmuş. Ancak hayatındaki bu olumsuzluklara rağmen Emmanuel gruba çok iyi adapte oluyor. Çünkü filmin daha başlarında Guerin’in görüştüğü Suzanna Cremer’in yeğeni Didier kesinlikle konuşmayacağı konusunda Guerin’i uyarmış hatta ısrar ettiğinde kendisini itmişti. Didier de aynı Emmanuel gibi alt sınıfa mensup bir kişiydi ve inşaat işçisi olarak çalışmaktaydı. Orada başlayacak olan bir dedikodunun kendisini tamamen bitireceğini düşünerek Guerin’i tamamen reddetti.

Belki de yönetmen Ozon, Emmanuel karakterini Didier’in reddetmesinin sonrasında oluşan içsel pişmanlığın bir yansıması olarak yaratmış bile olabilir ancak bunu bilemeyiz.

DEBORD ve EMMANUEL ARASINDAKİ DİYALOG

Debord, Emmanuel, Gillet ve Guerin’in analizlerinden sonra filmin en önemli yerine gelebiliriz. Çoğunlukla Debord ile Guerin’in karşılıklı konuşmalarıyla ilerleyen, arada çok az Emmanuel’in de söze girdiği aşağıdaki diyalog filmin kilit noktasını oluşturuyor.

Belirtmek önemli ki, Debord ateist, anne babası tarafından da davayla ilgili destek görüyor. Guerin ile farklı olarak dine karşı radikal görüşleri var. Guerin ise tüm yaşadıklarına rağmen kiliseye gitmeye devam eden, oğullarını da kiliseye eğitime veren ve sadece Barbaran ve Preynat gibi kişilerin cezalarını bulmasını isteyen ılımlı bir karakter. İkisinin arasındaki farkı da en iyi şekilde aşağıdaki diyalogta görüyoruz:

Debord: Bu arada güzel haberlerim var. Ben irtidat başvurusu yaptım.

Emmanuel: O nedir?

Debord: Dinini resmen reddetme talebi.

Emmanuel: Tebrikler.

Guerin: Çok üzüldüm, yazık.

Debord: Ben insanlığa önem veririm. Katolik riyakarlığı uzak olsun.

Guerin: Kızımız dini törene katılmıyor. Vaftiz olmak ve inanmak kurumdan önce gelir.

Emmanuel: Anlıyorum François. Bu güçlü bir siyasi söylem.

Guerin: Hayır, asıl güçlü söylem kiliseyle içeriden savaşmaktır. İçeride daha güçlü oluruz.

Debord: Bunu nasıl söylersin, tam tersini deneyimlemedin mi?

İSTİSMARA MARUZ KALDIĞINI YÜZÜNE VURUR

Burada Debord, kilisenin içine mensup olan Guerin’e nasıl kilisenin içindeyken istismara maruz kaldığını yüzüne vurur. Guerin’in iddiasına göre iş kilisenin içindeki taciz koruyucularına ders vermektir. Debord’a göre bu çok yüzeysel bir bakış açısıdır. Ona göre kilise hep böyledir ve içindeki pedofil rahipleri her zaman açıkça korumaya devam edecektir.

Aslında yönetmenin de vermek istediği mesaj ve seyirciye sorduğu soru da tam olarak bu. Sonrasında 4 aile aralarında sohbetlerine devam ediyorlar ve Guerin ile eşi sonunda herkesi yolcu ediyor. Ardından Guerin’in büyük oğullarından biri eve geliyor ve babasıyla konuşuyorlar. Oğlu babasına ‘hala tanrıya inanıyor musun?’ diye soruyor ve kamera yavaşça Guerin’e yaklaşıyor, Guerin sadece gülümsüyor ve hiç cevap vermeyerek ekran kararıyor. Sonrasında film gerçek olaylardan alıntılandığı için gerçekte yaşananlarla ilgili bilgilendirme yazıları ekranda akmaya başlıyor ve öğreniyoruz ki ne Barbaran’a, ne de Preynat’a hiçbir ağır ceza veriliyor. Sadece Barbaran olayları bilmesine rağmen müdahale etmemesi yüzünden altı ay hapis cezası almış.

Tek olumlu sonuç ise filmde de karakterler arasında sıkça konu olan zaman aşımı süresinin 20 yıldan 30 yıla çıkarılması.

KUSURSUZLUK ve CESUR DİN ELEŞTİRİLERİ

Bütün bunların ışığında Ozon’un 2018 yapımı Grace A Dieu (Yüzleşme) adlı filmi başyapıt olmaya aday bir film. Tam bir ustalık dönemi eseri olmasının yanı sıra ana akım hikaye anlatıcılığıyla bir art-house sinemacının harmanlanışındaki kusursuzluk ve cesur din eleştirileri.

Yönetmen Pablo Larrain’in 2015 yapımı başyapıtı El Club gibi Grace A Dieu de kesinlikle ilerleyen yıllarda güçlü kilise eleştirileri konulu filmler arasında kendine üst sıralarda yer bulacağa benziyor

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here