Çok zor günlerden geçiyoruz. En kötüsü ise; bu süreç ne kadar devam edecek kimsenin bir fikri yok. Aslını isterseniz bana göre herkesin bir fikri var ve bu durum; akıl sağlığımız için en kötüsü olabilir.

İnsanlar bu zor günleri medya iletişim kanallarından takip ediyor. Bu kanallar, günümüzde televizyondan, mobil aplikasyonlara kadar genişlik gösterebilmekte. Bu durumu bilgiye ulaşma halini kolaylaştırması açısından olumlu bulabilirsiniz. Ancak aynı durum, elde ettiğimiz bilgilerin çoğu zaman niteliksiz veya yanlış olmasına sebebiyet veriyor. Kitle iletişiminin ne denli büyük bir silah olduğu üzerine binlerce araştırma yazıldı. Ancak insanlık, her geçen gün bu tehlike potansiyeli yüksek silahtan nasibini almaya devam ediyor. Halen daha içinde olduğumuz bu pandemi sürecinde bir korku hali, damarlarımızda dolaşan kan gibi zihin dehlizlerinde dolaşmakta. Açıkçası korkmamızı gerektiren ciddi veriler de ortada. Yani bu yüzden kitle iletişimi yermeyeceğim. Zira bu korku hali belki de bu sefer yararımıza olabilir. Çünkü kendi benini korumak konusunda mikro ölçüde gerekli hassasiyeti gösteren insanlık, makro düzeyde maalesef sınıfta kalıyor çoğu kez. Oysa toplum olmanın bir bedeli vardır ve herkes bu bedelden payına düşeni ödemelidir.

Fakat bir kişi bu sorumluluğu aksattığında, bu sorumsuzluk hali, bir virüs gibi toplumun damarlarına yayılır ve gün geçtikçe daha fazla insan bu hastalıklı halden müzdarip olur. Ancak bu hastalığın belirtilerini bütün toplum olarak öderiz.

 ”Cezalar toplu, ödüller bireyseldir.”

Askerlikte, erlere disiplin duygusunu kazandırmak için bir anlayış hâkimdir. Bu anlayışa göre: ”Cezalar toplu, ödüller bireyseldir.” Sorumsuz bir arkadaşınız yüzünden ceza alma korkusu, birlik içinde oto-kontrolü sağlar. Bir toplumu gelişmiş yapanda bu durumdur aslında. Ancak sayılar milyonlara ulaştığında bu otokontrol halini sağlamak imkânsızla eşdeğerdir. Bu yüzden toplumu yöneten iktidar, kökeni oldukça eskiye dayanan bir yöntemi uygulamaya koyar.

Değerli okurlar; kalabalıklar her zaman bir suçlu, kurban ister. Çünkü bu durum sağlandığında her şey çok basit ve anlamlıdır.

Yönetenler bir gerçeği çok iyi bilir: “Kalabalıkların öfkesi bir yumruk gibidir. Yönlendirilmezse; kendilerinin yüzünde patlar.” Bu öfkeyi eski uygarlıklar, dini ritüeller ile Tanrı-Tanrılar ile özdeşleştirirdi. Bu sebeple eylemin meşruiyeti de sağlanırdı. Sözgelimi; Roma’da Kolezyum’da bir gladyatör öteki gladyatörü vahşi bir şekilde öldürdüğünde kalabalıklar kendinden geçerdi. Bu şenlikler, genellikle yönetenlerin problem yaşadığı zamanlarda düzenlenirdi ve yoksulluk içinde yaşayan halk ile kendi aralarında akıtılan bu kanlar bir bariyer görevi sürdürürdü. Ancak aydınlanma sonrası bir süre bu otokontrol hali eskisi kadar kolay olmadı. Bir süre diyorum, zira kitle-iletişimi, modern iktidarlara kaybettiği bu yetiyi geri kazandırdı. Eğer 2. Nikolay’ın elinde Twitter veya televizyon olsaydı; açlıktan kırılmış Rus köylülere bu kötü yönetimin sebebi olarak Bolşevik ve Menşevikleri sunabilirdi. İşe yarar mıydı, bilmiyorum ama bir mahzende çaresiz bir şekilde öldürülmezdi diye düşünüyorum. Zira elinde Grigori Rasputin gibi bir fenomen olurdu muhtemelen.

Değerli arkadaşlar, çok değil, 1 ay öncesinin İtalya’sını düşünün ya da şu an New York’u düşünün. Doktorların hasta seçmesi gibi korkutucu bir ihtimalin o soğuk, ürperten gerçekliği ile yüzleşin. Çok mu uzağız o günlere? Oysa televizyonlarımız şimdi La Liga, Seri-A, NBA vb. dünya çapında milyonlarca insanın takip ettiği küresel ölçekli spor liglerinin açılıp açılmaması konusunda tartışmalarına başlamış durumdalar. Neden bu kadar geç kaldılar diye düşünüyorum!

Çok merak ediyorum. Bir futbol maçının, içinde olduğumuz bu süreçte insanlığa ne gibi faydası olabilir? Ya da bir adada bir avuç insanın bir ödül için yaptığı türlü anlamsız ve suni davranış ve eylemlerin bizlere ne gibi bir faydası olabilir? Bir televizyon dizisinin çekimlerini sürdürmesinin mesela aşı çalışmalarına bir faydası olabilir mi?

Toplum, yöneten ve yönetilen doğal unsur olduğu ve bu iki doğal unsurun arasında türetilen yapay aktörlerin etkileşim alanıdır. Dedim ya size; öfke yönlendirilmelidir. Eğer ortada bir yapay unsur yoksa öfkenin kurbanı ya yönetilenler ya da yönetenler olur. Bu durumu, olağanüstü bir durum olmadığı sürece kimse istemez. Zira ortada kolay bir üçüncü seçenek vardır: “Bir kum torbası yaratmak…”

“Modern Kolezyumlardır”

Futbol, size her hafta nefret edeceğiniz bir isim verir. Diziler, neredeyse ellerinizle boğmak isteyeceğiniz kadar anlamsız kin beslediğiniz karakterleri gözlerinizin önüne serer. Bir yarışma programında nefret edilen bir isim hep vardır ama nedense halkın takdiriyle bu isim hep en son sürece kadar varlığını bir şekilde ikame ettirir. Bu saydıklarımın hepsi bana kalırsa “Modern Kolezyumlardır.”

Derbiyi katleden hakem ise arenanın zemininde bir et yığını olarak yatan ölü gladyatördür. Ya da Twitter’da linç oklarının hedefi olmuş, trend-topic’te en üstlerde yer alan kişiler… Bazen anonim hesaplara dahi bu öfke patlamalarını yaşayabiliyoruz. Niçin telefonunuzdan uzaklaşmak, televizyonu evinizden çıkarmak gibi düşünceler sizleri korkutuyor? Niçin bunları denediğiniz kısa süreçlerde ise öfke krizleri yaşıyorsunuz? Bu soruların cevaplarına o kadarda uzak değilsiniz, inanın bana.

Sevgili dostlar, modern zamanlar kendini bağımlılık ile tanımlar. Bağımsız olanı bir yere konumlandıramazsınız. Onu, oto-kontrol sürecine dahil edemezsiniz. İnsanları bağımlı kılmak için ise “Gösteri Dünyası”, olmazsa olmazınızdır. Onu sürecin dışına ittiğinizde büyü bozulur ve yöneten ile yönetilen gerçekliğe uyanır. İnanın bana dünya üzerindeki hiçbir yöneten bunu istemez. Çünkü arena yıkılırsa; yapı önce onların üstüne çöker. Bu yüzden kendinizi saçma tartışma konularına, tiksinç medyatik karakterlere hazırlayın derim. Zira önümüzdeki süreçte bunlarla çok karşılaşacağız gibi…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here