Orta Doğu ülkelerini tarihi ve kültürel açıdan ele alırken sıradaki ülkemiz 4 Ağustos’ta başkent Beyrut’ta meydana gelen patlamadan sonra #prayforBeirut hashtagleri ile sosyal medyada hepimizin ilgi odağı olan sonra da çabucak unutulup giden Lübnan.

AKDENİZ’İN EN ZENGİN TARİHİ VE KÜLTÜREL MİRASI OLAN BÖLGELERDEN BİRİ: LÜBNAN

Genellikle yaşanan kötü gelişmelerle gündeme gelse de bu Lübnan’ın zengin tarihi, kültürü, mutfağı ve birbirinden güzel antik kentleri olduğu gerçeğinin hasır altı edileceği anlamına gelmemektedir.

Öyle ki Lübnan’ı eşsiz kılan da aslında bu tarihi ve hem Doğu hem Batı’dan birçok medeniyete ev sahipliği yapmasındandır. Tarihi M.Ö 3000lerde Fenikelilerle başlayan Lübnan sonrasında sırayla Asurlular, Yunanlılar, Romalılar, Persler, Araplar, Haçlılar, Osmanlı İmparatorluğu ve Fransızlar tarafından fethedilmiştir.

Lübnan Beyrut
Lübnan Beyrut

Tarihsel süreçte yaşanan bu çeşitlilik Lübnan’ın diline, dinine, toplumsal çeşitliliğine, müzik tarzları, festivalleri, edebiyatı, mutfağı ve mimarisine de yansımış ve ülkeyi daha da renkli hale getiren bir etken olmuştur. Tüm bu çeşitliliğe rağmen ülkede neredeyse ortak bir kültür hakimdir ve bunun en büyük göstergesi belki de ülkedeki din ve dildir. Lübnan’ın resmi ve ulusal dili Arapça olmakla birlikte anaokulundan itibaren yabancı dil zorunlu tutulmaktadır ve Arapçadan sonra en çok konuşulan dil İngilizce ve Fransızcadır. Ancak Lübnan’ın eskiden Fransız sömürgesi olmasından dolayı Fransızca daha yaygın konuşulmaktadır ve bu konuda  Lübnan Anayasasının 11. Maddesinde şöyle bahsedilmektedir: “Arapça resmi ulusal dildir. Fransız dilinin kullanılacağı durumlar bir kanun belirler.” Bu bağlamda Lübnan şu anda Fransızca konuşan ülkeler topluluğu (Frankofon) içerisinde yer almaktadır ve bugün nüfusun %20’si Fransızca bilmektedir.

Lübnan karışık ve renkli bir dini yapıya sahiptir. Ülkedeki dinler Müslümanlık, Hristiyanlık, Yahudilik ve Dürzilik olarak sıralanabilir. Tarihçi Philip Manselde Levant” adlı kitabında Lübnan’ı ne Hristiyanlığın ne de Müslümanlığın baskın çıktığı son yer olarak tanımlamıştır. Ülkedeki Müslüman ve Hristiyan oranları hemen hemen eşit olmakla birlikte yaşanan iç savaştan sonra Hristiyan oranı düşmeye başlamış, Arap-İsrail savaşı nedeniyle ülkeye gelen Filistinliler sebebiyle de Müslüman oranı biraz daha artmıştır.

Lübnan Beyrut Falafel

Akdeniz ve Arap Mutfağının Birleşimi: Lübnan Tatları

Akdeniz ve Arap mutfağının birleşimi ile meydana gelen ve beş duyu organınıza birden hitap eden Lübnan mutfağında yoğurt ve baharatların bolca kullanılmakta, et ve baklagillere de oldukça önem verilmektedir. Ülkenin geçmişi itibariyle hem Batı hem Doğu hem de Arap mutfağından izler taşıması elbette ki mutfağına da yansımıştır. Lübnan mutfağı etli yemekler ve mezelerin yanı sıra sebze ağırlıkla lezzetleriyle vejetaryen yemek konusunda da oldukça zengindir.

Lübnan falafel

Lübnan’da khobz denilen pide ekmeği temel bir besin maddesidir. Bunun dışında üzerine çeşitli otlar, peynir, yoğurt ve bulgur karışımı dökülerek hazırlanan lahmacunu andıran Mankousheh; Falafel (öğütülmüş baharatlı nohutun kızartılmasıyla yapılan köfte); çok ince kıyılmış maydanoz, domates, soğan, bulgur ve baharatlarla yapılan salata Tabbouleh; tahin, limon suyu ve sarımsak ile harmanlanmış pişmiş, ezilmiş nohuttan yapılan humus; anason, kimyon ve tarçınla baharat andırılmış sütlü tatlı Meghli; rakıya benzeyen ve üzüm, hurma veya şeker kamışından damıtılarak üretilen içki Arak ülkenin önde gelen lezzetlerindendir.

MİMARİ ESERLER

Lübnan’da çağlar boyu yaşanan çeşitliliğin mimariyi de etkilediğinden yukarıda bahsetmiştik. Bu bağlamda Lübnan mimarisini de bir tarihsel süreç içinde anlatmak daha doğru olacaktır.

Baalbek Tapınağı

Beyrut’un yaklaşık 42 km kuzeydoğusunda, Bekaa Vadisi’nde bulunan ve tarihi Fenikeliler dönemine kadar dayanan Baalbek kenti antik Roma kalıntıları, tavan döşemeleri ve bugün hala ayakta olan tapınakları ile Lübnan mimarisinin en önemli parçalarındandır. Kelime anlamı itibariyle “Baal tanrısına tapanların şehri” anlamına gelen Baalbek ayrıca 1984 yılında UNCESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine alınmıştır. Şehirde Venüs, Jüpiter (Heliopolis) ve Bacchus isimli Roma mimarisine ait 3 farklı tapınak vardır. Bunlardan en büyükleri Jüpiter tapınağının toplam 84 sütunundan sadece 6sı şu an ayaktadır ancak bu 6 sütun bile tapınağın güzelliği hakkında ipuçları vermektedir. Bacchus tapınağının ise ahşap çatısı hariç tüm kalan kısmı bir bütün halinde kendini korumaya devam etmektedir.

Lübnan Beyrut
Baalbek Tapınağı

Taş kaleleriyle de oldukça ünlü olan Lübnan’ın şüphesiz ki en görkemli kalelerinden birisi de eşsiz bir manzaraya sahip olan Sidon Deniz Kalesi’dir. Bir duvarla birbirine bağlanan iki kuleden oluşan bu kale 13. Yüzyılda ilk olarak Haçlılar tarafından inşa edilmiş olup Sidon şehrinin de bir sembolü haline gelmiştir.

1500lü yıllarda Osmanlı egemenliği altına giren Lübnan 400 yıl boyunca Osmanlı egemenliğinde kalmış, bu süre boyunca ülkeye pek çok mimari eser bırakılmıştır. 1851’de Sultan Abdülmecit tarafından inşa edilen Büyük Saray ya da diğer bir adıyla Beyrut Kışlası bu eserlerden önemli bir örnektir. Kışlanın yanına birkaç yıl sonra inşa edilen Askeri Hastane ve 2.Abdülhamid zamanında inşa edilen Saat Kulesiyle yapı daha da görkemli bir sembol haline gelmiştir.

Görülmeye değer diğer bir mimari güzellik de Beyrut Şehitler Meydanı’nda yükselen, 10 bin metrekarelik alana yayılan mavi kubbeli Muhammed ElEmin Camii’dir. Aynı zamanda Lübnan’ın en büyük camisi olan bu yapı çinileri ve kubbeleriyle İstanbul’daki Sultanahmet Camii ve Mimar Sinan’dan izler taşımaktadır.

Lübnan Beyrut
Muhammed El Emin Camii

Her yıl düzenlenen Beiteddine Festivali’ne ve Beiteddine Sarayı Müzesi’ne ev sahipliği yapan ve bir dönem Osmanlılar tarafından hükümet binası olarak da kullanılan Beiteddine Sarayı; yine Beyrut’ta Debbas Meydanında yer alan Aziz Elias Katedrali de Lübnan’da hem doğu hem batı mimarisinin iç içe olduğunun bir başka kanıtıdır.

SANAT

Lübnan aynı zamanda müziğin, resmin, edebiyatın, tiyatronun ve dansın günlük yaşamda hayati bir rol oynadığı ve birçok canlı performans ve festivalin yapıldığı Orta Doğu’nun sıcak sanat noktalarından biridir. Ayrıca UNESCO tüm bu faaliyetin tanınmasıyla 1999 yılı Arap dünyasının kültür başkenti olarak Beyrut’u seçmiştir. Lübnan yaşanan iç savaştan sonra çağdaş sanatla da tanışmıştır ve günümüzde birçok çağdaş medya sanatçısı, galeri ve sergiye ev sahipliği yapmaktadır.

Lübnan ayrıca şiir ve edebiyat konusunda da oldukça iyi olup dünyada kırktan fazla dile çevrilen The Prophet (Peygamber) şiirinin yazarı Halil Cibran, uluslararası alanda tanınmış Amin Maalouf, Mikhael Meaimeh, Amine Rihani gibi isimlere ev sahipliği yapmaktadır.

LÜBNAN’IN EN ÖNEMLİ SİMGESİ: FEYRUZ

Hem geleneksel Arap müzikleri hem de modern müzikler oldukça popüler olan Lübnan’da günlük hayatın her yerinde araba teyplerinden, mağazalardan, restoran ve evlerden müzik sesi duyabilirsiniz. Lübnan’ın en ünlü şarkıcısı şüphesiz ki Feyruz’dur ve iç savaşın da adeta bir simgesi haline gelen Feyruz dünyanın her yerinden hayran kitlesine sahiptir. Ünlü ud sanatçısı ve şarkı yazarı Marcel Khalife ise daha çok politik içerikli şarkı sözleri ile popüler olan başka bir isimdir.

Lübnan Feyruz
Feyruz

1800’lü yıllardan beri Tiyatro, 1920’lerden beri ise sinema geçmişi olan Lübnan bu zamana kadar 500’den fazla filme ev de sahipliği yapmıştır. Sinema sektörü 1960’lı yıllarda Altın çağını yaşamıştır ve hatta 1965 yılında UNESCO tarafından Arap dünyasındaki sinema faaliyetlerini birbirine bağlamak için bölgesel bir merkez olarak  Arap Sineması İrtibat Merkezi kurulmuş, 1971’de Arap dünyasındaki ilk uluslararası film festivaline ev sahipliği yapmış ve bu zamana kadar birçok filmle ödül almıştır.

Yazımızı burada noktalıyor ve sizi bir Beyrut aşığı olan Fairuz’un Lübnan iç savaşı sırasında “Ben Beyrut’un evladıyım, öleceksem de annemin kollarında öleceğim” diyerek Beyrut’tan gitmek istememesi üzerine yazdığı şarkıyla baş başa bırakıyoruz:

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here