Woody Allen’ın yazıp yönettiği 2005 yapımı Match Point, şans üzerine yapılmış en iyi filmlerden biri olarak gösterilir. Başrollerinde Mission Impossible 3 ve Tudors dizisinden hatırlayacağımız İrlandalı aktör Jonathan Rhys Meyers, Vicky Christine Barcelona, Lucy gibi filmlerle tanınan, günümüzün en çok kazanan aktristlerinden olan Scarlett Johansson, Stoker ile tanınan İngiliz karakter oyuncusu Matthew Goode ve 2009 yapımı polisiye film Harry Brown’dan hatırlayacağımız Emily Mortimer bulunuyor.

Match Point film afişi
Match Point film afişi

Orta sınıfa mensup bir tenis öğretmeni olan Chris Wilton, Londra’nın tanınmış bir tenis kulübünde milyoner bir ailenin oğlu olan Tom’a ders vermeye başladığında her şey onun için gayet güzel gitmektedir. Üstüne üstlük Tom’un naif kız kardeşi Chloe ile de ilişkisi başlamıştır. Ancak sonra Tom’un sevgilisi Nora ile tanıştığında önü alınamayacak olaylar gelişecek ve ikisinin de hayatı sonsuza kadar değişecektir.

MATCH POINT ANALİZİ

“Maçta bazı anlar vardır ki, top filenin üstüne çarptığı zaman ya ön tarafa ya da arka sahaya düşmesi an meselesidir. Biraz şanslıysanız, öne gider ve siz kazanırsınız. Ya da öne gitmez ve siz kaybedersiniz.”

Öncelikle film, bir tenis sahasında topun filenin üzerinde gidip gelmesiyle açılıyor, sonrasında bu üstteki replik söylenirken top fileye çarpıyor, yükseliyor ve tam ortada duruyor.

Match Point - Film

Match Point, bana göre Woody Allen’ın en iyi filmi. Yönetimi, kasvetli ve insanı basan gri – beyaz renk paletindeki sinematografisi, başarılı oyunculuklarıyla. Ancak benim Match Point’i bu denli sevmemin en büyük sebebi; senaryosu ve ters köşe yapan finali olmasıdır.

Öncesinde oyunculuklarla başlayalım. Jonathan Rhyse Meyers, kesinlikle Chris Wilton rolü için en uygun seçim olmuş. Donuk bakışları, uzak ve soğuk davranışlarıyla Londra’ya yeni taşınmış, orta sınıf olmasına rağmen ne yapacağını tam olarak bilemeyen ve para sıkıntısı çeken Chris için adeta biçilmiş kaftan. Scarlett Johansson ise bu filmde gerçekten çok büyük oynuyor. Açıkası bu filmden sonra kariyerinin sürekli Marvel filmleriyle ilerlemesine içerliyorsunuz. Matthew Goode ve Emily Mortimer da kendi rollerinde gayet başarılı oyunlar veriyorlar. Özellikle Emily Mortimer, naif, çekingen ve aşık Chloe rolünde gerçekten çok başarılı.

match point

NOT: Yazının buradan sonrası filmi izlemeyenler için spoiler içermektedir!!!

Chris Wilton, milyarder öğrencisi Tom ile tanıştıktan sonra hayli değişmeye başlıyor. Tavırları, hareketleri, utangaçlığı ve soğukluğu günler geçtikçe azalıyor. Özellikle her ortama uyum sağlayabilen bir yapısı olduğunu Tom ve Tom’un ailesiyle yakınlaşınca anlıyoruz. Nora’yla yasak aşk yaşamaya başladıklarında ise ilk başlarda her şey mükemmeldir. Nora’nın filmin femme fatale kadını oluşu Chris’in onun için her şeyi yapabileceği izlenimi verir ilk başta biz seyircilere. Ancak Chris bir türlü alıştığı bu üst sınıf burjuva hayatını terkedememektedir. Üstüne üstlük Tom’un babasının holdinginde de üst pozisyonda çalışmaya başlar. Bu yeni işten oldukça iyi paralar kazandıkça, Chloe yeni bir eve taşındıkça Chris için Nora tutkulu bir heyecana dönüşmeye başlar. Jonathan Meyers’in oyunculuğu özellikle bu anlarda çok başarılı. Nora’ya duğduğu hisler ve Chloe sayesinde sahip olduğu zengin hayat arasında düştüğü bu ikilem onu çok zorlamaya başlar. İşte burada bu analizin ana fikrine geliyoruz.

Chris Wilton aslında Londra’da gezinen bir Raskolnikov’mu? Bildiğimiz üzere Raskolnikov, Dünya edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük yazarlarından olan Dostoyevski’nin en ünlü romanı Suç ve Ceza’nın baş karakteri. Suç ve Ceza’da Raskolnikov, aynı filmdeki Chris Wilton gibi bir karakter. Chris’in durumu biraz daha iyi olsa da Raskolnikov alt orta sınıfa mensup, üniversitede okuyan ancak para kazanabilmek için tefeciyi öldürmeyi planlarken ikileme düşen bir karakterdir. Filmde de Chris Nora ile sağlıklı bir ilişki yürütememekte, Chloe ile elde ettiği zengin ve sorunsuz hayatı bırakamamaktadır. Filmdeki birçok sahnede de Chris Wilton düşünceli bir biçimde Suç ve Ceza romanını okumaktadır.

Match Point - Film

Şimdi gelelim finale. Nora artık Chris’e sürekli Chloe’den ayrılmasını ve kendisiyle beraber olmasını söylüyor ve hamile olduğunu da söyleyerek Chris’e baskı yapmayı sürdürüyor. Chris, Nora’ya her ne kadar aşırı bir tutku duysa da aynı Raskolnikov gibi öldürmeye karar veriyor. Hepsinin sonunda Chris o kadar kusursuz bir cinayet işliyor ki… Önce alt komşunun evine giriyor, onu öldürerek mücevherlerini çalıyor. Sonra Nora’yı evine girerken öldürüyor ki buradaki amacı polise alt komşudan kaçarken Nora’ya yakalanan hırsız izlenimi vermek.

Cinayetlerden sonra ise alt komşudan çaldığı yüzüğü atıyor, yüzük direğe çarpıyor ve denize değil de direğin önüne düşüyor. Polis olayı soruştururken şüpheler direk Chris’in üzerinde toplanıyor ancak park cezasının bile olmayışının herhangi bir somut delilin olmayışı Chris’in bir süreliğine kurtulmasını sağlıyor. Ardından olayı soruşturan komiser rüyasından uyanıyor ve “Tüm cinayerleri nasıl işlediğini anladım.” diyor. Ancak ertesi gün öğreniliyor ki ölen komşu kadının yüzüğü Chris’in mücevherleri fırlattığı bölgede ölmüş bir evsizin üzerinde bulunuyor ve olay kapanıyor. Chris evine dönüyor, yeni doğmuş olan bebeği ve Chloe ile ailesiyle birlikte mutlu bir gelecek hayal ediyor.

Match Point - Film

Chris’in fırlattığı ve direğe çarparak havalanan yüzük.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here