Dünyanın en iyi 7 fotoğrafçısı arasında gösterilen Ara Güler geçtiğimiz günlerde 90 yaşında hayatını kaybetti.

Ilk fotoğrafını 22 yaşında çeken ve sonrasında Alfred Hitchcock, Winston Churchill, Pablo Picasso ve Salvador Dali gibi ünlü isimlerle birlikte yaptığı çekimlerle adını duyuran ünlü fotoğraf muhabirinin hayat hikayesine kısa bir göz atalım..

Ara Güler ve Picasso, Picasso bir kitabın sayfasına Ara Güler ‘in resmini çizerken

Bir İstanbul aşığı olan ve belki de İstanbul’u en iyi görüntüleyebilen Ara Güler, 1928‘de İstanbul‘da doğdu. Getronagan Ermeni Lisesi‘ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Ekonomi bölümüne başlayan Güler, lise yıllarında aldığı tiyatro derslerinden ve film stüdyolarından etkilenip kariyerini medya alanında devam ettirme kararı almış ve 1950 yılında Yeni İstanbul gazetesinde gazeteciliğe başladı. Time Life, Paris Match ve Stern dergilerinin Yakındoğu foto muhabirliğini üstlendi. Gerçekleştirdiği röportajlarla halka çok şey öğretti, Nuh’un Gemisi röportajı ile Magnum Photos tarafından 100 ‘ün üzerinde yayına dağıtılırken yine aynı dönemlerde yaptığı bir röportaj ile fotoğraflarıyla Nemrut Dağı‘nın tüm dünyaya tanıttı. Bir diğer röportajı Afrodisyas ile de unutulmuş bu kentin yeniden keşfedilmesini sağladı. 1961 yılında Amerikan Dergi Fotoğrafçıları Derneği‘ne (ASMP) kabul edilen ilk Türk oldu. Ertesi sene, Almanya‘da Master of Leica ünvanını kazandı.

Ara Güler ‘in objektifinden siyah-beyaz bir Istanbul fotoğrafı

Çoğunlukla çektiği fotoğraflarıyla ismini duyuran Ara Güler‘in aynı zamanda yazar yanı da vardı. Onlarca öykü yazmış, babası ile anılarını kaleme aldı.

Yıllar önce onun mezun olduğu lisede düzenlenen bir fotoğraf yarışmasında tanışma fırsatı bulmuştum kendisiyle. ‘Ara Güler Fotoğraf Yarışması’ idi adı. Kazanan bizzat onun elinden alacaktı ödülünü. O tüm fotoğrafları birer birer dikkatle incelerken yanından ayrılmadan heyecanla titreyişimizi ve hızlıca çarpan kalbimin ritmini hatırlıyorum. Asıl ödül oydu bizim için. Birkaç sene sonra Taksim‘deki cafesinde doğum günü pastamı üflerken karşılaştık yine kendisiyle. Hiçbir şey değişmemişti ne görüntüsünde ne de karakterinde..

En iyi fotoğrafı kendisinin çektiğini iddia edecek kadar özgüven sahibi, sert eleştirileriyle sözünü esirgemeyen biriydi. Ama bunu öyle bir üslupla yapardı ki, ne incinir ne de üzülürdünüz.

Ağustos ayında 90. yaş gününü kutladıktan kısa bir süre sonra aramızdan ayrılan, Taksim Galatasaray‘daki cafesi, Bomontiada‘daki müzesi ve elbette ki o güzel fotoğraflarıyla hatırası hep yaşayacak olan bu mükemmel fotoğraf sanatçısının anısına yazımı onun ünlü sözlerinden biriyle bitirmek isterim..

“Yaşam size verilmiş boş bir filmdir, her karesini mükemmel bir biçimde doldurmaya çalışın…”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here