Savaşlar, tarih boyunca insanlığın en büyük belası olmuş, kan ve gözyaşlarının müsebbibi olmuşlardır. Ama tarih, kan ve gözyaşından beslenen insanlarla doludur. Bu yazımızda Muğla’nın Saburhane Mahallesinde doğan ve tarihin en büyük silah taciri, pek çok filme ve kitaba da konu olan Basil Zaharoff’tan bahsedeceğiz.

Osmanlı kayıtlarına göre adı Vasil Zaharyas’tır. Aslen İstanbul Rumlarından olan Vasil’in ailesi 1821 Yunan ayaklanması sırasında o zamanlar Rus Çarlığı’na bağlı olan Odessa’ya göç etmiş ve orada soy isimlerinin sonuna -off eki almışlardır. Zaharofflar 1840 yılında Osmanlı toprağına geri döndü ve Muğla’ya yerleşti. O sıralarda adını tarihe kanlı harflerle yazdıracak bir tüccar doğdu; Basil Zaharoff. Basil 6 yaşına gelene kadar ailesi Muğla’da yaşamış ve sonrasında da İstanbul’a yerleşmiştir. Bazı kaynaklara göre Fener-Balat, bazılarına göre ise Tatavla yani günümüzdeki “Kurtuluş” semtine yerleşmişlerdir. İngilizce bildiği için genelevlerde çığırtkanlık yapmıştır. Bu bilgi o zamanlar bolca genelevin bulunduğu Tatavla semtine yerleşmiş olabilecekleri ihtimalini de güçlendiriyor.

Basil Zaharoff. 1928

Turistlere rehberlik ve çığırtkanlık yaparken bir yandan da İngiliz bir misyoner okuluna gidiyor ve ailenin durumu kötü olduğu için hem çalışıp hem okumak zorunda kalıyordu. Delikanlı denebilecek yaşlara gelince o zamanlar karlı bir iş olan tulumbacılığı (itfaiyecilik) meslek edindi (o tarihlerde itfaiyeciler zenginlerin yanan evlerini ciddi paralar karşılığında söndürüyorlardı). Bu meslek sayesinde küçük çaplı bir servet edinip dayısı kumaş taciri Sevastopulus ie ortaklık kurdu. Daha sonra tefecilik yapmaya başlayan ikili 1875 yılına kadar ortaklığa devam etti. Dayısının Odessa seyahatini fırsat bilen Basil, kasadaki tüm parayı alarak Londra’ya kaçtı. Ancak orada kendisine karşı açılmış bir davayla karşılaşınca kefalet ödeyerek Londra’dan Atina’ya kaçtı.

Atina, Vasil’in hayatını değiştirecek gelişmelere sahne olacaktı. Basil Atina’da kendisi gibi İstanbul Rumlarından olan ve ilerleyen yıllarda da Yunanistan başbakanı olacak olan Stefanos Skuladis ile tanıştı. Skuladis, Vasil’in silah sektörüne ilk adımı atmasına neden olan İsveçli Torsten Wilhelm Nordenfeldt ile tanıştırdı. Kimi kaynaklar da gazeteci Etyen Skuludis’in tanıştırdığını söyler. Torsten Nordenfelt, dönemin en büyük top üretim şirketi Nordenfelt’in sahibiydi. İsveçli iş adamı, dil bilen ve girişken olan Basil’den çok etkilendi ve onu Doğu işleri müdürü yaptı. O dönemde Yunan ordusuna ciddi satışlar yapan Basil, sadece resmi satışlar yapmadı aynı zamanda da Osmanlı’ya karşı ayaklanan gruplara da silah sattı.

Torsten Nordenfeldt

Vasil’in adından söz ettiren asıl olay, Amerikalı bir papazın hobi amaçlı çizdiği ve Amerikan ordusu tarafından dengesiz manevralar yaptığı gerekçesiyle reddedilen Nordenfelt denizaltılarının pazarlaması olacaktı. Vasil, önce Yunanistan’a bir adet satmış daha sonra da Osmanlı’yı bu denizaltının arz ettiği tehdit konusunda ikna ederek iki tane satmış ve daha sonra Rusya’yı ikna ederek Rusya’ya da iki tane satmıştır. İddialara göre bu satışlar sayesinde Nordenfelt şirketinin acenteliğinden ortaklığına doğru yükselmişti.

Ancak bu denizaltıların hiçbiri savaşlarda kullanılmamış ve Osmanlı Devleti’nin elindeki denizaltılardan biri de tatbikat sırasında pruvadan batarak tarihe gömülmüştür.

Batan denizaltımız Abdulhamit(NordenfeltII)

Amerikalı boksör ve mühendis Hiram Maxim tarafından tarihin ilk makinalı tüfeği bulununca Basil’in satışları da düştü. Basil, çareyi Maxim’i Nordenfelt şirketine ortak etmekte gördü. Bu ortaklık daha sonra Nordenfelt’in ayrılmasıyla Basil-Maxim ortaklığına dönüştü. Bazı kaynaklara göre Basil, Maxim’i ortaklığa zorlamıştır. Bunu için Maxim’in silahını satacağı gösterileri sabote ederek ya da yetkilileri bu silahın seri üretime uygun olmadığını ikna ederek yapmıştır. Maxim en son bu sabotajlara dayanamayıp çareyi Boris ile birlikte ortaklık yapmakta bulmuştur.

Bu ortaklık özellikle Boer Savaşı sırasında ciddi karlar elde etmiştir. Bu ortaklığı yakından izleyen dönemin en büyük silah üretim devi olan Vickers, Boris ve Maxim’in sahibi olduğu şirketi satın almış ve böylelikle Boris de Vickers’ın yönetim kuruluna girmiştir.

Bu tarih, dünyanın Birinci Dünya Harbi’ne hazırlandığı 1911 yılına denk geliyordu. O yıllarda birçok ülkede yerli silah üretmek modaydı ve Boris de bu modaya kendine bağlı yerel silah şirketleri kurarak adım attı. Boris için dost ya da düşman ayrımı yoktu. Örneğin, Çanakkale Savaşı’nda İngilizlere ait gemiler de onun üretimiydi ve onları batıran Osmanlı topları da.

Basil, Birinci Dünya Savaşı sırasında inanılmaz bir servet edinmişti. Öyle ki, o servetle Yunanistan’da bir radyo satın alarak Yunanistan’ın Almanların karşısında İngilizlerle beraber savaşa girmesi için propaganda yaptı. Ama Yunan Kralı I.Konstantin’in Hohennzoler hanedanına mensup olması ve sıkı bir Alman yanlısı olması işini zorlaştırmış ve en son kral karşıtı yayınlar yaptırarak halkı isyana teşvik etmiştir. Nihayet Kral baskılara dayanamayıp 12 Haziran 1917 tarihinde tahtı ikinci oğlu I.Aleksendros’a bırakmıştır. Konstantin, tahtı bıraktıktan kısa bir süre sonra Yunanistan Almanya’ya savaş açmıştır.

Ayrıca Konstantin 1920 yılında Aleksendros’un ani ölümü ve Venizilos’un iktidardan düşmesini fırsat bilerek bir plebisitle yeniden Yunan tahtına oturacaktır.

Time gazetesi savaştan sonra Basil’in İngiltere’nin çıkarları için 50 milyon sterlin harcadığını ve İngiliz dostu olduğunu yazar ama Basil’in bugün bile tartışılan Birinci Dünya Savaşı’ndan elde ettiği servete hiç değinmez. Eklemekte de fayda var; Basil, 1913 yılında Fransız vatandaşlığına geçmiş ve burada Rusya’daki soyadını tercih ederek Boris soyadını Zaharoff olarak kaydettirmiştir. Daha sonra Fransız Union Parisienne bankasını satın alarak 1914 yılında Fransa’da sivillere verilen en yüksek nişan olan Légion d’honneur nişanıyla onurlandırılmıştır. Savaşın sonuna doğru da bizzat Kral VI. George tarafından “Sir” unvanı verilmiştir.

Birinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra Boris, gözünü doğduğu topraklar olan Anadolu’ya dikmiştir. Yunanistan’ın Megali İdea’sı için neredeyse servetinin yarısını harcamış ve parayı Fransız Seine Bank üzerinden Yunanistan’a aktarmıştır. Hatta Avrupa’da Yunanistan’ın Anadolu’yu işgalinin haklı olduğunu söyleyen çoğu yayını da Boris Zaharoff yaptırmıştır. Zaharoff’un serveti Mustafa Kemal ve silah arkadaşları tarafından Yunan askerleriyle aynı kaderi paylaşarak Ege’nin sularına dökülmüştür.

Savaştan sonra petrol işine ağırlık vermiş ve o zamanlar adı Anglo-Persian Oil Company olan British Petroleum (BP)’nin bu günlere kadar gelmesinde de büyük rol oynamıştır.

1925 yılında Monaco’ya yerleşerek büyük bir kumarhane satın aldı ama daha sonra kumarhaneyi de 1930 yılında satarak sahibi olduğu Balincourt Şatosu’na yerleşti. Basil Zaharoff, 27 Kasım 1936 yılında şatosunda şöminesinin başında kan ve gözyaşından oluşan büyük bir servetin maliki olarak hayata gözlerini yumdu.

Basil, her silah taciri gibi çeşitli üniversitelerde kürsüler açtırmıştır. Savaş mağdurları için çalışan kurumlara yüklü bağışlar yapmıştır. Okullar ve yetimhaneler açtırarak insanlığa kendini sevdirmeye çalıştırmıştır fakat yine de kan ve gözyaşıyla anılmaktan kurtulamamıştır. Çizgi roman olan Tenten’in Kırık Kulak albümünde Basil Bazarof adında vicdansız bir tüccar olarak çizilen Basil, popüler kültürde de pek çok kitaba ve filme konu olmuştur. İnsanların acılarından beslenen Basil Zaharof’un bizim topraklarımızda doğmuş olması ilginç olduğu kadar tüyler ürpetici. Umarız ki bu topraklar anadolunun hak ettiği gibi bilim ve sanatla anılır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here