Teknoloji o kadar hızlı gelişiyor ki, otomobil üreticileri de buna yetişmeye çalışıyor. İşte yakın gelecekte otomobillerimizde göreceğimiz teknolojiler:

Her yanımızda bulunan hava yastıkları, frenlerin kilitlenmesini önleyen ABS sistemleri, elektronik denge kontrol veya çekiş kontrol sistemleri tüm otomobillerde adeta bir standart haline geldi. Bu tür teknolojileri görmeye çok alıştık, ancak otomobil dünyası hızla yeni güvenlik teknolojilerini sunmaya devam ediyor. Kazasız bir gelecek için çalışan otomobil üreticileri, herkesi şaşırtacak yeni güvenlik teknolojileri üzerinde çalışıyor. Bunların bir kısmı üretime çok yaklaşmış prototiplerde, bir kısmıysa markaların en üst modellerinde kullanılıyor.

Gelişen teknolojilerinin başında sadece park etme derdine son vermekle kalmayarak, birçok derde deva olan park asistanları geliyor. Bunun yeni bir teknoloji olmadığını düşünebilirsiniz, fakat son 10 yılda çıkan park asistanları yavaş çalışmalarının yanı sıra bazı güvenlik dezavantajlarını içeriyordu. Her koşulu zorlamaktan hoşlanan mühendisler, park asistanlarını da bir sonraki seviyeye taşımak üzereler. Park etmeyi birçok kişinin sevmediğini biliyoruz, bu tür durumlarda otomobillerine ufak da olsa can sıkıcı hasarlar veren birçok kullanıcı da var. Neyse ki otomobil firmalarının ve tedarikçilerin ürettiği son nesil park asistanları bu tür sorunları ortadan kaldırıyor. VW Grubu, BMW, Mercedes gibi markaların yanı sıra Bosch ve Valeo gibi büyük tedarikçiler de bu konuda ciddi çalışmalar yürütüyor. Bu sistemler kendi içlerinde bazı farklılar içeriyorlar, ancak temel prensip daha hassas park etmek. Aracın üzerindeki sensörlerle birlikte direksiyon milimetrik hareketlerle yönlendirme yapıyor ve frenle gaz pedalı da yüksek bir hassasiyetle kullanılıyor. Park etme işlemi, bir cep telefonu uygulamasıyla da yapılabiliyor. Evet, eğer akıllı telefonunuz varsa uygulamayı yüklüyorsunuz ve otomobilin park işlemini ister dışarıdan, isterseniz de aracın içerisinden gerçekleştirebiliyorsunuz. Birkaç ekran hareketiyle otomobilinizi her defasında kusursuz biçimde park edebilirsiniz. Bu park teknolojisini destekleyen bazı sistemler yapılırken, üreticiler de kendi sistemlerini adapte etmeye başladılar. Dokunmatik bir ekrana sahip anahtarıyla otomobilinizi dar yerlere dışarıdayken park edebilir ve park yerinden çıkarabilirsiniz.

Dik park edilmiş bir park alanından geri geri çıkarken sizden habersiz hızla gelen otomobilleri görmeniz imkansızdır. Fakat yeni otomobil teknolojileri sayesinde bunun da önüne geçiliyor. Araçların tamponunda yer alan radarlar yaklaşan aracı algılıyor, sizi ekrandan görsel veya sesli olarak uyarıyor. Geri geri çıkmaya devam ettiğinizdeyse, otomatik fren yaparak sizi bu ciddi maddi hasarlı kazadan koruyor.

Peki ya aynasız otomobile ne dersiniz? Aslında bu bir süredir düşünülen bir fikir, ancak bunu gerçekleştirmek için önce kanun koyucuları ikna etmek gerekiyor. Tedarikçiler ve üreticilerse, bunun geliştirecekleri sistemlerle mümkün olacağı ve bu kuralın gereksiz olduğu fikrinde. Mühendislere ve tasarımcılara göre aynalar otomobillerdeki sürtünmeyi yüzde 6-8 oranında artırıyor, bu sebeple hem tüketim hem de CO2 emisyonu yukarıya doğru çekiliyor. Ayrıca daha yüksek hızlarda aynalar sebebiyle gürültü de artıyor. Aynaların yerini, yüksek çözünürlüklü kameralar alıyor. Dış dikiz aynalarının olduğu yere küçük, 65 derecelik açıya sahip kameralar yerleştiriliyor. İç dikiz aynasının yerinde de tavanda konumlandırılan bir kamera kullanılıyor. Bu kameralardaki görüntülerse, kokpitin ortasında ekrana yansıtılıyor. Bu üç kameranın görüntüsü sürücünün istediği gibi değiştirilebiliyor. Kameralar sayesinde sürücü 180 derecelik arka görüş açısı elde ediyor. Daha gelişmiş sistemlerde görüntünün sürücü göstergelerine de taşınabildiği bu sistem, yakıt tüketimini de düşürüyor.

GELECEK BU TEKNOLOJİLERDE

Elektronik sistemlerin otomobillerin içine girmesiyle, aracın görünmeyen tarafları da bu modaya uymaya başladı. Hidrolik sistemlerin yerini alması beklenen bu elektronik frenler, kulağa güvenliymiş gibi gelmese bile, mekanik sistemlere oranla birçok avantaja sahip. Elektronik fren sayesinde gaz pedalı ve diskler arasındaki bağlantı kısalırken sürücü fren pedalı sertliğini istediği gibi ayarlayabilecek. İstenirse sportif bir his, istenirse de yumuşak bir pedal tercih edebilecek. Bunu da tek bir düğmeyle ayarlayabilecek. Elektronik fren sadece 100 milisaniyede 400 bar fren basıncı sağlarken, mekanik frenler bunu 700 milisaniyede gerçekleştiriyor. Hem daha fazla fren basıncı hem de daha hızlı tepki süresi sayesinde fren mesafesi 60-70 km/s’lik hızlarda bile 4 metre kadar kısalıyor. Bu sistemin daha hafif olması sayesinde mekanik sistemlere göre yakıt tasarrufu elde etmek de mümkün oluyor.

Frenlerde hal böyleyken teknoloji, birçok sürücünün şikayet ettiği çukur sorununa da çözüm üretiyor. Süspansiyonlara, jantlara ve sürüş konforuna zarar veren bu sorun yakın gelecekte devreye girmesi mümkün olan sistemle ortadan kalkacak. Jaguar ve Land Rover’ın geliştirme aşamasında olduğu sistem, aynı zamanda yerel yönetimlerle de entegre biçimde çalışıyor ve çukurlar hakkında bu birimlere bilgi gönderiyor. Sistem aracın üzerindeki sensörler ve adaptif süspansiyonlar sayesinde çalışıyor. Navigasyonun GPS’i ile tam olarak konum gönderilebiliyor. Geçilen çukurun büyüklüğü, genişliği ve derinliği ölçülebiliyor. Diğer yandan araç radarla bu çukurları tespit ederek çok ciddi bir tehlike yaratıyorsa otomobili yavaşlatıyor, hatta durdurabiliyor. İşin en güzel noktasıysa, bu sistemin birbirine bağlantılı çalışan araçları çukurlar konusunda uyarması. Sürücüler o bölgeden geçerken ister sesli, isterse de görsel olarak uyarılabilecek. Bu da sizi kazaların yanı sıra jant, lastik patlaması veya süspansiyon arızaları gibi önemli hasarlardan koruyacak.

Kızılötesi kameraların devrede olduğu bir diğer sistemdeyse karanlık yolları adeta aydınlatıyor. Otomobillerin ızgarasındaki bu kameralar, karanlık yollarda en büyük yardımcılarınızdan biri. Bir nesneye yaklaştığınızda bunu tanıyan sistem aracın ortasında bulunan ekranda bunu gösteriyor. Buna ek olarak hayvanın veya insanın olduğu yeri onların gözünü kamaştırmadan aydınlatıyor. Sürücü fark etmeden bu canlılarla yaklaşırsa sesli olarak uyarı da yapılabiliyor. Bu uyarıyla birlikte otomobil fren yapmaya hazır hale geliyor. Böylece gece yapılacak ciddi kazalar engellenebiliyor.

Yayaları ve bisikletleri algılayan sistemin ardından şimdi de Volvo tarafından motosikletleri algılayan sistem geliştirildi. Sık yaşanan motosiklet kazalarının önüne geçmesi beklenen sistem, hareket halindeyken yanınızdan geçen motosikletleri radarları sayesinde algılayabiliyor. Daha da önemlisi kavşağa gelirken motosiklet sürücüsünü fark etmeyen otomobillerin sebep olduğu kazalar. Bu sık ve ölümcül kazayı önlemeyi amaçlayan Volvo’nun sistemi, şu anda 25 derecelik açılarla kavşakları tarıyor. Motosikleti tespit ettiğinde araç sürücüsü durmazsa, ya tam fren yapıyor ya da biraz frenlemeyle motosikletin güvenli biçimde geçmesini sağlıyor.

Tüm bunlarla birlikte Google Glass gibi gözlükler, otomobil dünyasına da giriş yapıyor. Bunların otomobillerle ne ilgisi olduğunu düşünebilirsiniz, fakat özellikle dar alanda manevra yaparken bu gözlükler gerçekten işe yarayabilir. Aracın özellikle sütunlarında yer alan kamera sistemleri, adeta sütunsuz bir otomobil kullanıyor hissi yaratıyor. Gözlüğü taktığınızda başınızı nereye çevirirseniz o yöndeki kamera devreye giriyor ve kaldırım, engel veya canlıları açıkça görebiliyorsunuz. 360 derecelik bir görüş açısı sağlayan bu gözlük, otomobil teknolojisinde bir devir açabilir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here