Moda, dört harfli bir kelime olmasına rağmen şu sıralar hayatımızdaki rolü asla yadsınamaz. Hepimiz her geçen gün daha ”şık” ve ”dikkat çekici” olmaya çalışıyoruz. Mağazalara girdiğimiz zaman hepimiz birer fashion-lover’a dönüşüp kendimizce iddialı seçimler yapmaya çalışıyoruz.

Benim kıyafet alırken dikkat ettiğim en önemli nokta; alacağım kıyafetin mutlaka diğer benzerlerinden ayrılan bir özelliğinin olmasıdır. Sıra dışı olmayı gerçekten çok seven biriyim ve bunu yansıtmak benim için çok önemli!

Ben, Hasan Koca’yı Kemal Doğulu sayesinde tanıdım. ”İşte Benim Stilim” programında giydiği gömlekler tam olarak benim aradığım sıra dışı gömleklerdendi.

Dilerseniz şimdi röportaja geçelim…

Nişantaşı sokaklarında yürürken Hasan Koca’nın ofisini arıyorum ve bu tabela beni karşılıyor. 🙂

Hasan Koca’nın ailesiyle başlamak istiyoruz. Ailenizden bahseder misiniz?

Hasan Koca: Burdurluyum. Babam Burdurlu, annem Eskişehirli. Ailem Burdur’da yaşıyor. Bir ablam var, benden iki yaş büyük. O da güreş antrenörü. Çok enteresan bir şekilde ben moda tasarımcısıyım, o güreş antrenörü.

HK Design Office
HK Design Office

Aldığınız eğitimden bahseder misiniz? Nerede okudunuz? Ne üzerine eğitim aldınız?

Hasan Koca: Şöyle; aslında benim sanat eğitimim çok küçük yaşlarda başladı. Zaten küçükken çok tutkuluydum resim yapmaya. 12 yaşıma geldiğim zaman artık resim öğretmenimin de ciddi bir şekilde yönlendirmesiyle ve güzel sanatlar lisesinin varlığından bahsedip, kariyerine bu yönde devam etmek istiyorsan orada okumalısın” demesiyle bu alana yöneldim. Onun üzerine yağlı boya ve kara kalem eğitimi almaya başladım. 14 yaşımda Isparta Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’nin resim bölümünü kazandım. Dört yıl orada resim eğitimi gördüm. O süreçte de üç tane kişisel resim sergisi açtım. İki tane Isparta’da, bir tane de Burdur’da olmak üzere üç sergi açtım. Hatta ilk sergimi Burdur’da 16 yaşımda açtım. İkinci sergim, Türkiye’deki bütün magazin gazetelerinde ”Liseli Ressam” başlığıyla yayımlanmıştı.

Aslında güzel sanatlar lisesine ressam olma hayalleriyle başlamıştım ama liseye girdikten ve orada sanatın birçok alanını gördükten sonra kariyer planlarım için resmin dışında da seçebileceğim bölümleri gördüm. Çünkü aslında bütün görsel sanatların altında resim yatıyor. Bence bir fotoğrafçının bile resim çizmesi gerekiyor. Daha sonra iç mimarlık ve moda benim çok ilgimi çekmeye başladı. Bunun üzerine çalışmaya başladım ama moda tasarımı bana biraz daha uzaktı, iç mimarlık ise benim için daha yakındı. Görsel sanatlar lisesinde resim bölümü de kendi içinde desen, seramik, heykel gibi birçok bölüme ayrılıyor. Oradaki resim öğretmenim de özellikle moda tasarımı okumamı istiyordu. Ben de “sonra okurum.” diyordum. Daha sonra sınıfımdaki bir kız arkadaşım moda çizimleri yapmaya başladı ve ben de eğlencesine bunu yapmaya başladım. Sonra benim çizimlerim başka bir tarafa gitmeye başladı ve bunu hocam da gördü. Ben de düşündüm ve Evet, ben moda alanında kariyer yapmalıyım.” dedim. İç mimarlığa da devam ettim ama önceliğimi moda tasarımına çektim. Bu arada annem de moda tasarımcısı olmamı çok istiyordu.

Sonra nerede okuyabilirimin peşine düştüm. Çünkü bir eğitim alınması gerekiyorsa, o bölümün olduğu en iyi üniversitede alınması gerektiğini düşünüyorum. Mimar Sinan Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi benim için öncelikliydi. İkisinin de sınavlarına hazırlandım. Marmara Üniversitesi’ni üçüncülükle kazandım, Mimar Sinan Üniversitesi’ni de kazandım ama ben Marmara’da eğitimime devam etmeye karar verdim. Çünkü orası biraz daha sektörle bağlantılı, tasarım altyapılı bir okul. Mimar Sinan Üniversitesi daha çok sanat tabanlı bir okul. Üniversite eğitimim beş yılda bitti ve bu beş yıl boyunca Marmara’da tekstil ve moda tasarımı üzerine eğitim aldım.

Bu süreçte de beş farklı moda tasarımcısıyla çalıştım. Üniversitede okurken, daha öğrenciliğimin ilk gününden itibaren birçok tasarımcıyla çalışmak aslında beni de sektör hazırlayan bir şey oldu. Bunların içerisinde en önemlisi, Ümit Ünal’ın yanında yaptığım asıl stajlarımdı. Üniversitenin son senelerinde de artık kendi tasarımlarımı yapmaya başladım. İkinci ve üçüncü sınıfta da bir şeyler deniyordum zaten, ama son senemde tamamen deri aksesuar tasarımları üzerine yöneldim.

Türkiye’deki erkek modasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konudaki düşünceleriniz neler?

Hasan Koca: Türkiye’de erkek modası bence -bunu tüketim olarak söylüyorum sadece tasarım olarak söylemiyorum- çok iyi bir noktada. Çünkü hem birçok global iyi erkek markası Türkiye pazarında yer alıyor hem de özellikle son zamanlarda gerçekten erkekler de kadınlar kadar modaya ilgi duymaya başlıyor. Bu ilgi sadece giyim anlamında da değil; saç, bakım ve estetiğe kadar gidebiliyor. Böyle bir yönelim söz konusu. Bir de erkek müşteri benim gözlemlediğim kadarıyla daha seçici ama ne istediğini biliyor. Yani istediği şeyi alıyor, ondan kesinlikle korkmuyor.

Giyim ve tüketim anlamında iyi durumdayız bence ama tabii ki daha fazla gelişmemiz gerekiyor. Çünkü sadece büyük şehirlerde tüketim yapan kesim modayı takip edebiliyor. Diğer kırsal bölgelerde o kadar takip edildiğini zannetmiyorum ama yeni genç nesil, sanırım internetin de katkısıyla, artık direkt takip edebiliyor. Çünkü artık insanların en çok konuştuğu şey ”Bu kıyafeti nereden aldın?’‘ oluyor. Tasarım olarak da iyi tarafa gidiyoruz bence. Çünkü erkek kıyafet tasarımcıları son zamanlarda artmaya başladı ama önemli olanı bence şu; maalesef Türkiye’deki çoğu erkek tasarımcısının hala günlük hayatta giyilebilir ve diğer hazır markaların yaptığı gibi rahat kıyafetler yapmıyor olması.

Bir erkeğin giyiminde olmazsa olmaz noktalar nelerdir? Bir erkek giyinirken nelere dikkat etmeli?

Hasan Koca: Bir erkeğin bence giyimindeki olmazsa olmazı maskülen olmasıdır. Yani burada feminen giyinmek yanlıştır demek istemiyorum. Nasıl kadın dediğimizde aklımıza yuvarlak hatlar, kıvrımlar ve daha estetik şeyler geliyorsa; erkekte de bence daha maskülen şeylerin olması gerekiyor. Bu maskülenliğin içerisinde bir tarzı ve çarpıcılığı yakalamak gerekiyor diye düşünüyorum. Yoksa o zamanda çok örtüşmüyor bence.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ceketler, pantolonlar, deri ayakkabılar, aksesuarlar… Bence erkeklerin taktığı aksesuarlar kadınlarınkinden daha önemli. Çünkü kadınlar onlarca şeyi bir arada takabiliyorlar ama erkeklerin nokta atışı yapması gerektiği için seçtiği parça çok önemli. Birkaç tane klasik aksesuarınız vardır ve onu her kombininizle takabilirsiniz. Ama kadınlar gibi çok fazla çeşitli aksesuarlar takmanız için bence hem fazla alternatifiniz yok hem de olsa bile erkek için doğru değil. Erkeğin olmazsa olmazı takım elbisedir. Bir erkeğin gardırobundaki en önemli şey; çok iyi bir takımının olmasıdır. Kalıp, kumaş ve renk açısından iyi bir takım elbise.

Hasan Koca’nın yaptığı çanta tasarımları

Temel olması gereken aksesuarların başında cüzdan, saat ve çanta var. Erkekler bir dönem çanta kullanmaktan çok korkuyordu ama son zamanlarda takmaya başladılar. Çanta kesinlikle kullanılmalı bence. Çünkü bir beyefendinin dışarıda elinde telefon, cüzdan, sigara paketi ve birkaç gereksiz parçayla daha gezmesi kötü duruyor emin olun. Onun yerine hepsini küçük bir klaca toparlayabilirler. Hatta erkek klacı da diyebiliriz artık bunlara. Çünkü yavaş yavaş erkekler de ellerinde klaca benzer küçük cüzdanlar taşımaya başlıyorlar.

Yaptığınız tasarımların bir teması var mı? Tasarımlarınızın üretim aşamasından bahsedebilir misiniz?

Hasan Koca: Sezon trendlerine çok fazla takılan bir marka değilim açıkçası. Çünkü tamamen benim iç dünyamdan çıkan tasarımlar yapıyorum. Gördüğünüz formların çoğu, aslında benim güzel sanatlar lisesinde okurken çizdiğim tabloların birer yansıması. Burada bir sürü tablo var. Mesela onların daha fazla türevlerini çizip onlardan esinleniyorum. Trendleri, kalıp ve formlar açısından biraz takip ediyoruz. Üzerine inşa ettiğim şey tamamen “Ben neyi giymek isterdim? Ve Giydiğim şeyin ne gibi fonksiyonu olmasını isterdim?” sorularından yola çıkarak yaptığım tasarımlar.

Markamda yuvarlak hatlara tahammülüm yok. Yuvarlak hatlı olan şeyleri sevmiyorum. Hayatta her zaman, her şeyin bir sınırının olduğunu düşünüyorum ve o yüzden köşeli tasarımlar yapıyorum.

Tasarımcı olduğunuz zaman çok özgürsün, istediğin şeyi yapabilirsin gibi algılanıyor ama resim yapmak ile tasarım yapmak arasında çok fark var. Çünkü resim yaptığınız tabloda özgürsünüz. Kimse size gelip bunu niye kullandın diyemez. Ama bir kıyafet tasarladığınızda, giyildiği zaman içinde rahat ettiremediğiniz bir tasarım varsa ortada kimse almaz.

O kıyafeti de müzede sergilemeyeceğimiz için tasarımlarınızın gerçekten işlevsel, konforlu, kaliteli ve insanların üzerinden çıkartamayacağı bir şeyler olması gerekiyor. Ben de bunun üzerine gidiyorum hep. Aslında her dönem katmanlar değişiyor. Kumaşları üst üste kullanıyorum. Aslında mimari bir yapı gibi inşa ediyorum tasarımlarımı. Bu belki de geçmişte iç mimarlığa duyduğum ilginin yansıması olabilir. Showroomun aydınlatmasından mobilyalarına kadar her şeyi ben tasarladım. Kıyafetlerde de mimari bir yapı gibi üst üste koyuyorum parçaları. Adeta cetvelle tasarım yapıyorum diyebilirim. Normalde resim ve illüstrasyon yapan birisi olarak, tasarım yaparken de cetvel kullanmam bazen beni bile şaşırtıyor. Ama tasarımlarımı o yansıtıyor. Aslında bir şeyi teknik olarak direkt çizip üretiyorum. Tasarımlarımın unisex olma özelliği çok baskın. Çünkü tasarımlarımın hepsi çarpıcı ürünler ama erkeklerin de tercih edebilmesi için gerçekten maskülen olması gerekiyor. Bu keskin formlar da onları maskülenleştiriyor. Kadınlar da bunu çok seviyor. Aynı şeyi çantalarda da devam ettiriyorum. Doğal ve ham deriler kullanıyorum.

Biraz da tasarım öncesindeki hazırlık sürecini anlatacak olursam; aslında olay bir hikaye ile başlıyor. Markanın bir kimliği var ve bu kimlik çizim tekniğini yansıtıyor. Picasso’nun tablosuna baktığınızda fırça darbesinden onun yaptığını anlarsınız. Benim tasarımlarımdaki geometrik dokunuşlar da aslında benim fırça izim gibi. Ben onları her sezonda değiştiriyorum. Mesela en son ki 2017 yılı ”Be Free” koleksiyonumda özgürlükten yola çıkmıştım, çünkü spor ve şık kıyafetler yapıyorum. Yaptığım kıyafetler, kombinlediğiniz parçalara göre ister günlük hayatta giyebileceğiniz isterseniz de gece hayatında şıklığa erişebileceğiniz kıyafetler oluyor. Mesela tasarımlarıma da baktığınız zaman gömleklerim ve sweatshirtlerim erkekler için en hit parçalar. Çünkü genellikle özel günlerde giymek için alıyorlar. Normalde biz sweatshirt’ü özel günlerde giymeyiz ama artık öyle bir noktaya geldik ki hem formlar hem işçilik hem de katmanların olması gece şıklığını yarattı. Mesela gömleklerim de aynı şekilde; ben, bir ceketle kombin yapıp giyebileceğiniz gömleğin ya da bir yelekle giyebileceğiniz gömleğin ikisini ya da üçünü farklı bir şekilde birleştirip yeni bir gömlek üzerinde buluşturdum. Ve garniler ekleyerek aslında onu hem gömlek-ceket havasına hem de gömlek-yelek havasına getirdim. İnsanlar bunları düğünlerinde bile giyebiliyorlar. Damatlıklarda bile artık bunu yapıyorum.

Kemal Doğulu ve Murat Boz ile yaptığınız çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Hasan Koca: Murat Boz ve Kemal Doğulu ile 3 yıldır çalışıyorum. İlk önce Kemal Doğulu ile çalışmaya başladık. “İşte Benim Stilim” programı için kıyafetler almaya geliyorlardı. Sonra çok beğendiği için kendisi de showrooma gelmeye başladı. Hatta showroomda onun için bir çekim yaptık. Onu giydirmek gerçekten çok keyifliydi. Bir de şu var ki; kıyafetleri taşıyabilen insanların giyebiliyor olması ya da doğru orantılı olması çok önemli. Bir de benim kıyafetlerim, her giyen insanın üzerinde farklı duruyor, kimliksizleştiriyor ve kişiyle bütünleşiyor. Sanatçılar aynı ürünü giyseler bile içende farklı durabiliyorlar.

Hasan Koca ile tanışmamı sağlayan gömlek ve Kemal Doğulu

Kemal Doğulu, markamı çok iyi taşıyan bir isim oldu ve ondan da çok güzel geri dönüşler aldım. İlgi açısından da artma yaşandı ve açıkçası onunla çalışmak bana keyif verdi. Özellikle bu işi yapan bir insanla çalışıyor olmak güzel bir şey, çünkü Türkiye’de bu çok nadir oluyor. Tasarım ve görsel işleriyle ilgilenen insanlar genelde bazı şeylerin kararlarını kendileri vermeyi tercih ediyorlar ya da kendileri bir şeyler yapmak istiyorlar ama yurt dışına da baktığımız zaman profesyonel olanlar iyi birisinden yardım almayı ve giymeyi tercih ediyorlar.

Sonra Murat Boz’la çalışmaya başladık. Önce “O Ses Türkiye” programı için çalışmaya başlamıştık ve ardından Murat Boz’u son iki senedir bütün yaz konserlerinde ben giydirmeye başladım. Benim kostümlerimi giymeye başladı. “O Ses Türkiye” için de hala çalışmaya devam ediyoruz.

 

 

 

 

 

 

Hatta ben normalde hiç taş kullanmıyordum ama onun ilk konserleri için taş kullanmaya başlamıştım. Sonra çok sevilince ve taşlar bile bizim koleksiyonda maskülen durunca, koleksiyonlara taş koyduk. Hiç yadırganmadı.

Murat Boz HK Tasarımlarıyla Sahnede

Sadece Murat Boz ve Kemal Doğulu ile değil, birçok kişiyle çalıştım ve çalışmaya da devam ediyorum. Murat Dalkılıç, Demet Evgar, Gülben Ergen, Burcu Biricik ve Birkan Sokullu gibi birçok oyuncuyla çalıştım. Dizi sponsorluklarım da devam ediyor.

Murat Dalkılıç HK Tasarımıyla Sahnede

Haute Couture hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Türkiye’deki Haute Couture’in yeri nedir?

Hasan Koca: Haute Couture, bence modanın moda olduğu bir noktadır. Haute Couture demek, moda demektir. Çünkü geçmişe baktığımız zaman, bu kadar çok üretim hızı yokken, kıyafetler daha değerliydi. İnsanlar el işçiliği ile günlerce bir elbise üzerinde çalışıyordu ve sadece bir ürün yapıyorlardı. Onun eşi ve benzeri olmuyordu. Haute Couture de o dönemden bugüne kadar gelen ama günümüzde artık kendi içinde olan bir alan. Artık bütün markalar neredeyse hazır giyim yapıyor ve fabrikasyon tipi üretim var. Ama Couture hala el işçiliği ile devam ediyor.

Couture, Türkiye’de iyi bir noktada, hatta Türkiye’deki moda tasarımcılarının en çok para kazandığı yer bence. Bizde özel davetler, özellikle de düğünler çok özenli olduğu için insanlar aylar öncesinden hazırlanmaya başlıyorlar. Kimsenin giymediği şeyleri giymek istiyorlar. Bu yüzden de tasarımcılara yöneliyorlar.

Gonca Vuslateri ve Burak Ertogan

Şöyle bir şey var; Türkiye’de Haute Couture güzel bir noktada bence ama çok da farklı bir noktada değil. Bu kadar çok Couture’e önem verilen ve tüketilen bir ülkede daha fazla yaratıcı şeylerin olması gerektiğine inanıyorum. Çünkü dizi ve film sektörüne baktığımız zaman dünyada da çok önemli bir noktadayız. Moda algımız Couture’de dünya ile aynı bence. Birazcık daha farklılık olması gerekiyor.

2018 erkek modasıyla ilgili sizden biraz tüyo alabilir miyiz?

Hasan Koca: Bu sezon erkeklerde daha toprak tonlarına yakın, renklerin softlaştığı bir sezon olacak. Yine bomber ceketler moda. Aslında kıyafetler daha salaşlaşıyor. Slim’in modası geçiyor artık. Tayt gibi olan pantolonlardan uzaklaşıyoruz. Kumaş pantolonlar ön planda yine, özellikle kot havası kesiminde olanlar. Kumaş giyinilen bir dönem olacak bence. Spor kumaşların yerini daha çok özel kumaşlar alacak. Çok da modayı takip ettiğimi söyleyemem, çünkü trendlere gerçekten bakmıyorum. Muhakkak her yeni trendde bir önceki trendin yansımaları oluyor. Önceden iki sezon koleksiyon çıkarken artık markalar 2-8-12-24 sezona çıktığı için bir yılın modasını da şu anda konuşmak çok doğru değil. Çünkü sürekli değişiyor. Zara bir sezonda yirmi dört koleksiyon hazırlarken, Gucci dört koleksiyon hazırlıyor.

2018’de Hasan Koca markasında neler olacak?

Hasan Koca: Kimonoları biraz daha hazır giyime uyarladım. Daha giyilebilir ve hiç yapılmamış bir şeyi denedim: Sweatshirt ile kimonoyu birleştirdim. Bağcığına kadar koyduk ve bu dünyada bir ilk!

Sertaç Daşdelen
Kimono Shirt

V yaka şeklinde geliyor. Dışarıdan sanki kimonoyu bağlamışsınız gibi duruyor ama aslında o bir sweatshirt. Onun renklilerini de yaptık. Vazgeçilmez renklerim olan siyah-beyaz-gri renklerini turuncuyla ve maviyle birleştirdim. Üzerine oturan kimono görünümünde ve kendi garnilerimi koyduğum üç farklı katmanlı kimono gömlekler var.

Hasan Koca

Bu sene ilk defa şalvar pantolona yer verdim. Onu da Design Week Turkey‘da “Türkiye’nin Genetik Kodları” adlı sergi için yapmıştım. Bizim bildiğimiz şalvarı alıp kendi geometrik tasarım algımla birleştirdim. Ortaya tamamen modern ve çarpıcı bir tasarım çıktı. Pantolonlar aynı şekilde devam ediyor. Sweatshirtlerde yine katmanlar devam ediyor. Mermer desenini kullanıyorum. Daha önceden hep beyaz üzerine siyah kombinler yaparken, şimdi siyah üzerine beyaz kombinler yapıyorum. Siyahı biraz daha çarpıcı kullanmaya başladım.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Deri aksesuarlarda kahve ve koyu tonlarında bir sürü deri çanta var. Aynı zamanda sırt çantaları var. 2018 koleksiyonu için ilk defa şapka yaptım. Bel çantaları çok trend. Ben yine geometrik formları bel çantalarına uyarladım ve çok sevildiler.

Bir insanın sabah yedide işe giderken giyebileceği kombinden tut da, oradan çıkıp arkadaşıyla kafede devam edebileceği, kafeden sonra belki akşam yemeğine ve akşam yemeğinden sonra da hafta sonu bir gece kulübüne devam edebileceği noktaya kadar sosyal hayattaki şıklığını yansıtan bir koleksiyon yaptım. Benim marka temam da “Sosyal Şıklık”.

Çünkü sosyal medyadan sonra artık şuna karar verdim; insanların sosyal olması gerekiyor ve sürekli şık olması gerekiyor. Ansızın bir yerde yakalanabiliyorsunuz. Önceden dışarı çıkarken özenerek giyinirdiniz ama markete giderken pek özenmezdiniz. Mahallenizde bir yere gidiyorsunuz sonuçta. Ama artık mahallenizde markete giderken bile şık olmanız gerekiyor. Ben de o yüzden “Sosyal Şıklık” temasıyla tasarım yapmaya devam ediyorum.

Dünyadaki erkek modası akımından bahseder misiniz ?

Hasan Koca: Çok samimi bir şekilde şöyle bir şey söylemek istiyorum; dünyada çok güzel erkek modası örnekleri var. Evet ama maalesef erkek modasının bir kısır döngü içerisinde olduğunu düşünüyorum. Baktığımız zaman bütün markalar belirli erkek modelleri üzerindeki renkleri, desenleri, baskıları ve işlemeleri değiştirerek bize sezonlardır aynı ürünü satıyorlar.

Yani ceket dediğim zaman aklına gelen ilk klasik ceketin her farklı versiyonunu yapıp, bedenini büyütüp küçülterek onu bize satıyorlar. Biraz kolaya kaçıyorlar bence. Ben artık erkek modası için daha farklı ve çarpıcı şeyler görmek istiyorum. Bunu kesinlikle tasarım anlamında değil, model anlamında söylüyorum. Mesela ben baskı tasarımı okudum, normalde uzmanlık alanım baskı ve beş yıllık kendi markam olmasına rağmen hiç baskı kullanmadım. Baskı sezonluk bir şey ve baskıyı bir sezon kullanırsınız. Hiç model yapmanıza gerek kalmaz, klasik bir şeyler basarsınız ve onu satıp diğer sezon başka bir şeye geçersiniz. Dünyadaki erkek modasında da bence bu yapılıyor diye düşünüyorum. Çok kaliteli kumaşlar, çok güzel modeller, çok iyi markalar var. Bazen çok çarpıcı şeyler de oluyor ama o tasarımın yapıldığı iskelet aynı olduktan sonra benim için bir şey ifade etmiyor.

 Sefa Altuntaş: –Erkekler olarak bizim giyebileceklerimiz gerçekten çok sınırlı.

Hasan Koca: Sınırlı ama bunun üzerine bir çalışma yapmıyor.

Moda dünyası şöyle: İnsanlar para kazanma odaklı oldukları için artık dünyaya ilham olan markalar bile, var olan modellerin sürekli rengini ve baskını değiştirip piyasaya sürüyor. Yeni olan hiçbir şey yok gerçekten.

O kadar çok kumaş ve katman kullanıyorum ki terzim bana “2 gömlekte kullanılacak kumaşı sen bir gömlekte kullanıyorsun” diyor. Bunu global bir markada yapmaya kalksan kimse izin vermez sana, çünkü iki gömlek fiyatına bir gömlek yapıyorsun. Ama bunu yapmayacaksak da iş yapmamızın anlamı yok bence. İnsanlar o kadar para harcıyorlar ki kalıplarda biraz oynanması gerekiyor diye düşünüyorum.

TIM’in düzenlediği “Design Week Turkey”e katılmıştınız. Nasıl buldunuz?

Hasan Koca: Design Week benim için güzel geçti. Davet edilince hemen katılmaya karar verdim. “Türkiye’nin Genetik Kodları” adı altında Design Week Turkey içerisinde büyük bir alanda Türkiye’nin en önemli tasarımcılarının olduğu ama bu sadece moda alanında değil, endüstri ürünleri tasarımları da (aydınlatma, çay bardağı) dahil birçok tasarımcının tasarımları sergilendi. Genelde buradaki işler de Türkiye’deki kültürlerden ilham alınarak yapılan işlerdi. Orada en çok ürün sergileyen isimlerden biri de bendim. Ben de Anadolu kültüründen etkilenerek hazırladığım tasarımları; modern şalvarlar, gömlekler ve cepkenleri birleştirerek yaptığım kombinleri sergiledim.

Normalde sanat ve moda, siyasete biraz uzak kalır ya da siyasetçiler çok anlamaz ama enteresan bir şekilde İhracatçılar Birliği’nin benim tasarımlarımla ilgili çok güzel söylemleri oldu ve ben şaşırdım. Çünkü yaptığım tasarımlar gerçekten iddialı.

Mesela, “Bu şalvar kırmızı değil de başka renk olsaydı giyerdim” gibi yorumlar aldım. Bu çok güzel bir yorum bence. Tasarım için bunu söylemeleri iyiydi. Çok güzel insanlarla tanıştım. Birkaç tane büyük iş var, onların da görüşmelerini yapıyoruz.

Bir de ben, normalde bu zamana kadar hiç moda haftasına katılmadığım için ya da bu tarz organizasyonlara katılmadığım için hep sanat galerisi ve sanat tabanlı bir şekilde koleksiyonlarımı tanıtmayı tercih ettim. Bu da benim için çok iyi oldu.

Hasan Koca’ya bizlere ayırdığı zaman ve verdiği cevaplar için çok teşekkür eder, kendisine moda hayatında başarılar diliyoruz. Ayrıca bu röportajın gerçekleşmesini sağlayan değerli üyemiz olan Sefa Altuntaş’a da şükranlarımızı sunuyoruz. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here