Bugünlerde dünya yılan hikayesine dönen bir istifayı konuşuyor. Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin istifası; Beklenmedik şekilde, beklenmedik bir istifa açıklamasıyla başlayan bir süreç. Bugün Hariri’nin ”İstifayı askıya aldım” açıklamasıyla daha da ilginç bir hal almış gözüküyor.

4 kasım Cumartesi günü dünya basını Suudi Arabistan merkezli el-Arabiya televizyonu kaynaklı bir sondakika haberini duyurdu: ”Lübnan Başbakanı Saad Hariri Riyad’ta istifa etti.” Bu yedi kelimelik cümle oldukça büyük çelişkiler barındırıyor. Lübnan başbakanı neden Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ta istifa ediyor? İstifanın Lübnan’da Cumhurbaşkanı’na sunularak yapılması gerekmez mi?

Saad Hariri
Saad Hariri

Hariri, istifasına gerekçe olarak, İran’ın Lübnan içişlerine karışması ve Hizbullah olduğunu söylemişti. Oysa istifa açıklamasından 24 saat önce Hariri Beyrut’ta İran dini önderi Ayatullah Ali Khamanai’nin dış politika baş danışmanı Ali Ekber Velayeti’yi ağırlamış ve İran’a verdiği desteklerden ötürü teşekkür etmişti.

Bu çelişkilerin ardından ortaya bir iddia atıldı; ”Hariri zorla istifa ettiriliyor.” hatta kimilerine göre Riyad’ta zorla tutuluyordu. Nitekim istifa açıklamasından sonra Hariri birkaç gün kaldığı otelden ayrılmamış ardından da ailesiyle beraber Riyad’taki kendine ait konuta yerleşmişti. Suudiler ise Hariri’nin konutuna çıkan tüm yolları trafiğe kapatarak resmen ev hapsi uygulamıştı.

 Ev Hapsi

Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Aoun, Hariri’nin zorla tutulduğunu, Beyrut’a dönene kadar istifasını kabul etmeyeceğini söyledi. Lübnanlı tüm siyasiler de Hariri’ye sahip çıkarak Suudi Arabistan aleyhinde açıklamalarda bulundu. Zorla tutulma bahsine sadece Lübnanlılar tepki göstermedi. Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel Lübnanlı mevkidaşıyla beraber yaptığı basın toplantısında Hariri’nin Riyad’ta zorla tutulduğunu söyledi. Bunun üzerine Suudiler de Berlin’deki temsilcisini geri çekti.

Bu açıklamalardan sonra 18 Kasım tarihinde Hariri, Fransa’nın daveti üzerine Paris’e gitti. Ama bu buluşmada da bir gariplik vardı. Ailecek gidilmesi gereken bu davete Hariri, eşi ve Londra’da yaşayan oğlu da gitmişti. Hariri ailesinin iki küçük çocuğu Riyad’ta kalmıştı. Gazetecilerin durumu farkedip Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macro’na sorması üzerine Macron soruya kaçamak cevaplar vermişti.

Hariri’nin istifasına Lübnan’da gösterilen tepkiler Suudilerin öngördüğü gibi olmadı. Nasrallah dahil hiç bir siyasetçi Hariri aleyhine konuşmadı. Lübnan’da Suudi Arabistan’a en büyük tepkiyi Hariri’nin partisi olan el-Mustakbel’in kabinedeki İçişleri Bakanı Nohad Maşnuk gösterdi. Suudi Arabistan’ın yeni Beyrut Büyükelçisi Velid el-Yakubi’nin el-Mustakbel partisinin başkanlığına Saad Hariri’nin yerine kardeşi Baha Hariri’nin atanmasını istemesi üzerine ”Lübnanlılar ne bir koyun sürüsüdür ne de bir arsa birinden alınıp bir başkasına verilmektedir. Lübnan’da siyaset seçimlerle belirlenir biat yoluyla değil. Bundan başkasını düşünen biri Lübnan’daki siyasetin ve demokratik sistemin mahiyetini bilmiyor demektir” diyerek tepkisini ortaya koydu.

Hariri Ailesi ve Suudi Hanedanlığı

Saad Hariri’nin Riyad doğumlu olduğunu, annesi’nin Kral Fahd’in kızkardeşi olduğunu ve Suudi Arabistan pasaportu taşıdığını biliyoruz. Ayrıca babası eski Lübnan başbakanlarından Refik el-Hariri’nin mütevazi bir çiftçi ailenin çocuğu olarak doğup dünyanın en zenginleri listesine uzanan hayat hikayesinde Suudi Hanedanlığının rolünden bahsetmeye gerek bile yok. Hariri ailesi aynı zamanda da Türk Telekom’un sahibi.

Hariri ailesinin Suudilerle ilişkilerine bakınca Saad Hariri’nin Suudi Hanedanlığının adamı olduğunu söylemek çok zor değil. Peki ne oldu da Hariri istifa etti ya da ettirildi?

Suudi Arabistan’ın Hasan Nasrallah önderliğindeki Hizbullah’la anlaşamadığı biliniyordu, ancak son zamanlarda Hizbullah’ın Lübnan’daki cihatçı grupları temizlemesi ve Lübnan’ı tamamen güvenli hale getirmesi Hizbullah’ın karşıt Sünni grupları da kendi safına çekmesine neden oldu. Uzun zamandır seküler ve Hristiyan kesimle iyi ilişkileri bulunan Hizbullah’ın Lübnan’daki gücünü iyice pekiştirmesi Suud Arabistan destekli Saad Hariri’nin  kendi halkı ve Suudiler arasında kalmasına neden olduğu çok açık.

Samir Sabhan

Hizbullah’ın yükselişi bir kişinin daha hoşuna gitmedi ki o kişi mezhepçilik ve radikallik konusunda her şeyi yapabilecek bir isim Suudi Arabistan’ın körfez işlerinden sorumlu bakanı Samir Sabhan. Geçtiğimiz sene Suudi Arabistan’ın Bağdat büyükelçiliği yaparken mezhepçi ve radikal açıklamalarından ötürü Irak Dışişleri Bakanlığı Suudi makamlardan büyükeçinin değiştirilmesini istemiş ve kısa sürede merkeze çekilmişti. Ancak daha sonra ödüllendirir gibi körfez işleri bakanlığına atanmış ve göreve geldiği günden beridir Hizbullah’ın aleyhine yönelik elinden geleni ardına koymamıştı. Son olarak Hizbullah hiçbir şey açıklama ya da hamle yapmadığı halde kendi kendine ”Hizbullah’ın Suudi Arabistan’ı vurabileceğini ve bu yüzden bu durumun da bir savaş ilanı olabileceğini” söyledi.

Sabhan’ın Hariri ile yakın bir ilişkisi olduğu biliniyor ve istifaya onun zorladığı iddia ediliyor. Sabhan istifadan birkaç gün önce Lübnan hükümetinin Hizbullah’a sessiz kalmasına hayret ettiğini söylemişti. Sabhan’ın fanatik düşüncelerinin Ortadoğu’da daha nasıl krizler oluşturabileceğini hayal etmek güç.

Yazının sonuna gelirken şunu eklemekte fayda var, Hariri ilk istifa açıklamasını yaptığında birçok kişinin aklına Mansur Hadi geldi. 2015 yılında Hadi’nin uzatılmış görev süresi bitmesine rağmen ”istifa” etmiş. Ardından ülkedeki Husiler Hadi’den göreve dönmesini talep etmiş ve kabul etmeyince de Husiler tarafından geçici olarak cumhurbaşkanlığı konseyi kurulmuştu. BM Yemen Özel Temsilcisi Cemal Bin Ömer’in Yemen’deki diğer grupların da Husilere destek verdiğini açıkladığı gün Mansur Hadi, Suudi Arabistan tarafından Aden’e yollanmış ve kendi ülkesine Suudi Arabistan’ın askeri müdahalede bulunması çağrısı yapmıştı. Bu çağrı 24 Mart 2015 ten beri Suudi Arabistan’ın büyük katliamlar yaptığı Yemen savaşının başlamasına da neden olmuştu.

Lubnan’ın bağımsızlığı konusunda bu ironik kareyi de paylaşmak isterim

Ve bugün Saad Hariri ülkesinin Fransa’da bağımsızlığını kazanmasını kutlamak için Beyrut’a döndü. Cumhurbaşkanı Mişel Aoun ile görüştükten sonra istifasını askıya aldığını açıkladı. Lübnan 1975-1991 yılları arasında büyük acılara neden olan bir iç savaş yaşamış ve bundan iyi dersler çıkarmıştır. Artık ülkedeki tüm unsurlar bir daha böyle bir acı yaşamamak için her adımını dikkatli bir şekilde atıyor. Konfesyonalizm ile yönetilen ülkede cumhurbaşkanı Hristiyan, başbakan Sünni, meclis başkanı Şii kesimden seçilir. Devlet erklerini bile önceden paylaşan bu ülke umarız bu istifa meselesinin acılarını yaşamak zorunda kalmaz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here