Standartların Dışında Bir Terapist: Irvan David Yalom

Merhaba bugün tarihte var olan terapistlerin ekollerini kendi özgün görüşleriyle harmanlayarak çok farklı bir sistem ortaya koyan bir terapistin, analistin aynı zamanda eğitimci bir yazarın hayatını anlatarak başlayıp eserlerinin içeriklerinden söz ederek noktalayacağız.

Irvın David Yalom, 13 Haziran 1931’de Washington’da doğmuştur. Rus kökenli olan Yalom’un ailesi 1. Dünya Savaşı’nın bitmesinden kısa bir süre sonra Rusya’da etkinliğini arttıran antisemitistlerin etkisiyle Amerika’nın Washington eyaletine göç etmiştir.

Yahudi düşmanlığının bir hayli fazla olduğu o dönemde insanlara özellikle de erkeklere pek fazla seçim şansı tanınmıyordu bundan dolayı erkekler ya risk alıp üniversite okumak yada babaları gibi ticarete atılmak zorunda bırakılıyordu. Dönemin şartları için kullanılan nükteli bir laf vardı: “Doktor olmak ya da başarısız olmak.” Ancak göçmen olmak ve bir de Yahudi olmak işleri daha da zorlaştırıyordu çünkü Yahudilere özel olarak üniversitelerde uygulanan %5’lik Yahudi kontenjanı vardı.

Akademik Yaşamı

George Washington üniversitesinde lisans eğitimini tamamladıktan sonra Boston tıp fakültesinden kabul mektubunu aldı ve eğitimini orada başarıyla tamamladı. İhtisasına ABD’nin en iyi üniversiteleri arasında yer alan Johns Hopkins’te başladı. Orada ampirist bir bilim ve tıp doktoru olan Jerome David Frank’i kendisine akıl hocası edindi ve onun uygulamalarını tedavi yöntemlerini ayrıntılarıyla inceledi. Her ne kadar kendisini karşılıklı çatışmalara giremeyecek biri olarak tanımlasa da grup terapisi konusunda uzmanlaştı.Uzmanlık eğitimini tamamladıktan sonra Stanford Üniversitesi’nde akademik kariyerine başladı.

Deneye dayanan terapinin kökeninde kuramsal bilgilerin ortaya koyduğu düzenliliklerin payı olmadığını düşünmek ne kadar yanlışsa,eylemsel araçların pekiştirdiği bilgilerle genişletilmeyen bir terapi de o denli eksiktir.Erken yaşta terapinin deney ve eylemsellik üzerine kurulduğunu fark etmesiyle kendine özgün yöntemler oluşturarak dikkatleri çekmeyi başarmış ve uygulamada da her ne kadar kabul görmese de başarılı sonuçlar almıştır.Kariyeri boyunca varoluşçu bir profil çizen Yalom, tek tip fenomenlerden uzaklaşıp kısa süreli tedavileri reddediyordu. Her hastanın farklı bir sorunu ve farklı bir öze sahip olduğunu düşünmekte ve buna bağlı olarak da eylemsiz araştırmayı ve araştırmasız eylemselliği reddedip farklı hastalara farklı tedavi yöntemleri uygulayarak tek tip sıradan fenomenleri kenara bırakmaktadır. Bu düşünceleri ise onu çok nadir rastlanan farklı bir terapist yapmaktadır. Birde dönemin şartlarını 18 ve 19. yüzyıllarda doktorların ne kadar kötü durumda olduğu düşünülürse Yalom’un fikirlerinin bulunmaz hint kumaşı niteliğinde olduğunu söylemek pekala mümkündür.Akademik kariyerine ise başladığı üniversite olan Stanford’ta fahri profesörlük yaparak devam etmektedir.

Ümit mi? Ümit en son kötülüktür. Ümit, kötülüklerin en kötüsüdür. Çünkü işkenceyi uzatır.

Bilimin Edebiyatla Harmanlanması

Yalom’un edebiyata olan ilgisi hiç şüphesiz çocukluktan gelmekle birlikte bir edebiyat profesörü olan eşi Marilyn’in de etkisi büyük olmuştur. Anılarında anlattığına göre eşinin doktora yaptığı zamanlarda cesaretlendirmesi ile birlikte varoluşçu yazarlardan olan Franz Kafka ve Albert Camus’ı okumaya başlamış ve bilimini edebiyatla perçinlemiştir.

Aslında dindar bir ailede yetişen Yalom, eserlerine bu durumu yansıtmamış aksine sürekli bir din sorgulaması içerisinde olmuştur. Bunun sebeplerinden bir tanesi de -belki de en büyüğü- varoluşçuluğu benimsemesi denilebilir. Kitaplarındaki mesleki terimler de göz ardı edilirse herkesin anlayabileceği bir üslubu benimsemiştir.

Eserleri

Eserlerinden de biraz bahsetmek istiyorum ancak başlamadan önce edebi eserleri hakkında söyleyebileceğim -en azından okuduklarım için-; her insanın istinasız kendisinden bir parça bulabileceğidir. Yalom’un bir kitabı belki de size onlarca kitabın kapısını aralamakta, alıntı yaptığı yazarların kitaplarını okumaya teşvik etmektedir. Kitapta geçen olaylara benzer sorunlarınız varsa, onlara nasıl çözüm bulacağınızı öğrettiğini söylemek pekala mümkündür.

Nietzsche Ağladığında (When Nietzsche Wept)

Okuduklarım arasında şüphesiz beni en çok etkileyen kitaptır.  Fazla spoiler vermeden bahsetmek gerekirse; anlam yoğunluğu fazla ve sürükleyici bir kitap ve başucu kitapları arasında yer almayı hak ediyor. Olay, yaşadıklarından sonra umutsuzluğun dünyasında sıkışıp kalmış, ihanete uğradığına inandığı, felsefe tarihini sallayacak kadar zeki bir filozof ile psikanalistlerin piri henüz 40 yaşında olmasına rağmen tüm Avrupa’da kendisinden söz ettiren bir analistin rica üzerine Nietzsche’yi tedavi etmeye çalışırken aslında kendisini de tedavi eden bir döngüde geçer. Analistimiz Breuer, Nietzsche ile tanışmasıyla birlikte yaşadığı hayatı sorgulamaya başlar. Nietzsche ise neden ve nasıl gibi varoluşun temel sorularıyla ve acılarıyla boğuşurken bunca zaman kimsenin derdine çare bulamadığı ancak karşısına çıkan analistin yaşına göre oldukça bilgili kıvrak zekalı olduğunu fark eder ve kendisine iyi gelebileceğini düşünmeye başlar. Aralarında geçen iletişimi satranca benzetmek pekala mümkündür; her seferinde karşılıklı hamlelerle birbirlerini tartan iki dehanın oyunu.

Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri

10 öyküden oluşan bu kitap insanlık tarihinde sürekli var olacak olan bir konu üzerine yazılmış, derlenmiştir: Yalnızlık ve ölüm. Aslında konu sıradan olmasına karşın yazarımız o kadar güzel bir üslup ile anlatmış ki, gözlerinizin önünden geçmişinizde yaşadıklarınız film şeridi gibi geçiyor. Kendi yaşama amacınızı bulmaya ve  ölümle yüzleşmeye çalışıyorsunuz. Şüphesiz ki okurken kağıt kalem kullanıp not almanızı gerektirecek bir kitap.

Annem ve Hayatın Anlamı

Bu kitap aslında bize psikoterapiyi anlatmak üzerine kurulu hikayelerden oluştuğunu söyleyebiliriz. Kendini tedavi etme, doktor hasta ilişkisi ve grup terapisi gibi konular üzerinde duruluyor. Yazarın her kitabı aslında bir sorgulama içerdiğini söyleyebiliriz. Hikayeler arasında hiçbir bağ yok gibi gözükse de kitabın sonunda tekrar bir göz atınca konuların birbirinden hiçte birbirinden bağımsız olmadığını fark ediyorsunuz.

 

 

 

Divan

Muhteşem bir kurguya sahip. Okuduklarım arasında Nietzsche’den sonra en sevdiğim diyebilirim. Yazar zamanla modernleşme adı altında oluşan yeni dünyanın insanları arasındaki ilişkiye farklı bir şekilde değiniyor.

 

 

 

 

 

Günübirlik Hayatlar

Yazarın meslek hayatında karşılaştığı hastalarının hikayelerinden güzel bir derleme yapmış, ölüm teması ağırlıktadır.Yaşadığımız yalnızlık, ölüm korkusu gibi kaygıları bize bir nebze de olsa göstermektedir. Tüm kitaplarında olduğu gibi sıkmadan ve kasmadan sürekli bir şeyler katmaya çalışan bir üslupla işlemiştir konuyu.

 

 

Yazarın sevdiğim bir sözüyle noktayı koyup diğer romanlarının sadece isimlerini vermekle yetineceğim yazıyı uzatmamak adına…

DİĞER ESERLERİ

-Alkolizm Terapisi

-Anksiyete Terapisi

-Bağışlanan Terapi Yeni Kuşak Terapistlere ve Hastalarına Açık Mektup 

-Bugünü Yaşama Arzusu – Schopenhauer Tedavisi 

-Cinsel Terapi

-Din ve Psikiyatri 

-Depresyon Terapisi

-Ergen Terapisi

-Evlilik Terapisi

-Grup Psikoterapisinin Teori ve Pratiği

-Güneş’e Bakmak- Ölümle Yüzleşmek

-Her Gün Biraz Daha Yakın

-Kısa Süreli Grup Terapileri

-Okul-Çağı Çocuklarının Terapisi

-Okul-Öncesi Çocuklarının Terapisi

-Varoluşçu Psikoterapi 

-Yeme Bozuklukları Terapisi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here