ABD Başkanı Donald Trump,  06.12.17 tarihinde yaptığı açıklamalarıyla yine dünyanın gündemine oturmuş vaziyette. Trump, İsrail’in başkenti olarak bundan sonra Kudüs’ü tanıyacaklarını ve Dışişleri Bakanlığı’na gerekli talimatlarını verdiğini dile getirdi. Beklenileceği üzere karar tüm dünyada özellikle de Müslüman kitleler arasında tepkilere yol açtı. Ancak Trump’ın konuşmasını dinlerken, özellikle bir bölüm oldukça dikkatimi çekti diyebilirim. Başkan Trump: “Vaad edileni gerçekleştirme zamanı geldi.” sözlerini konuşmasının bir bölümünde sarf etti. Aslında Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak kabul gören karar, 1995 yılında Senato’dan geçerek uygulamaya hazır hale gelmişti. Ancak bu zaman zarfında hiçbir başkan bu yasayı uygulamaya koymamıştı. Donald Trump’ın, vaadler sözü ile bu yasayı kastettiği düşünülmektedir. Ancak ben öyle düşünmüyorum. Tarihi çok daha eskilere uzanan bir vaad, Ortadoğu için oldukça tehlikeli bu kararın arka planını oluşturmaktadır bence. Bu planı anlamak adına Evanjelizm ve Hristiyan Siyonizmi kavramlarını biraz irdelemekte fayda vardır.

Evanjelizm, Protestanlık mezhebinin kurucusu olan Martin L. King ile anılan bir kavramdır. Luther’in evanjelizmin doğuşuna katkısı ise kutsal kitap hakkındaki görüşleri ile olmuştur. Yahudiler, Tevrat ve Zebur’dan oluşan Eski Ahit’i kutsal kabul ederken, Yeni Ahit’i uydurma bir kitap olarak görürler. Bunun nedeni ise; Yeni Ahit’in kabul etmedikleri Hz. İsa’yı konu edinmesidir. Luther de, kutsal metnin Katolik kilisesi tarafından yanlış
yorumlanması ve tahrif edilmesi sebebiyle Eski Ahit’e daha çok önem vermiştir. İşte bu sebeple Luther’den etkilenen evanjelistler, kitabı mukaddes olarak adlandırdıkları Eski Ahit’e inandıkları için Yahudiler ile ortak bazı inanışlara sahiptirler. Buradan hareketle Avrupa’da Evanjelizm hızla yayılacak ve sömürgeci faaliyetler sonucu Amerika kıtasına ulaşacaktır.

İngiltere’de bir Anglikan papazı olan John Nelson Darby’nin 1870’lerden itibaren ABD’ye yaptığı seferlerden sonra evanjelik düşünce ABD’de hızla yayılmıştır. Darby, kurmuş olduğu “Plymouth Kardeşliği Hareketi” ile ülkenin neredeyse her yerini gezerek verdiği etkileyici vaazlarla takipçi toplamayı başarmıştır. Darby’nin takipçileri kendilerini “dispensalist” olarak da adlandırır. Dispensalizm inancına göre Mesih’in dünyaya yeniden gelmesi için bazı şartlar vardır. Bu şartlar:
1. Yahudilerin Filistin’e geri dönmeleri ve kendilerine ait toprağı olan bir devlet
kurmaları,
2. Kudüs’ün başkent yapılması,
3. Mescid-i Aksa’nın yıkılıp yerine Süleyman tapınağının inşa edilmesi,
4. Tüm insanlara İncil’in vaaz edilmesi,
5. Tribülasyon(kargaşa dönemi): Yahudiler ve iman edenlerin eziyet görmesi,
6. Armagedon savaşı,
7. İnananların (Hıristiyanların) semaya yükseltilmesi

Yukardaki maddelerden ilk 3’ü doğrudan Yahudilerin çıkarınadır. Pekala Yahudiler de evanjelistlerin dertlerinin aslında kendilerine yardımdan ziyade inançlarının misyonlarını yerine getirmek olduğunu bilirler. Ancak sonuçta kendi çıkarları da gözetildiğinden pek sesleri çıkmaz. Tarihsel olarak ele alırsak; 2 Mayıs 1939’da İngiltere’nin yayınladığı “Beyaz Rapor” ile Yahudi lobisinin merkezi Londra’dan ABD’ye taşınmıştır. İngiltere, Balfour Deklarasyonu ile elde ettiği bu Yahudi lobisini bu belge ile yitirmiştir. Yani bu sürecin geldiği noktayı görmek istersek; Evanjelistler ve Yahudi lobisi, ABD’de bir araya gelerek modern dünyanın gidişatını belirlemektedir. Özellikle Amerikan muhafazakarları olan Neo-Con’lar, ciddi anlamda içinde Evanjelistller barındıran bir topluluktur. Onların siyasi hamleleri ve Yahudi lobisinin finansal ve medyatik destekleri ile bugün Amerikan toplumunda Evanjelizm’e ciddi bir sempati artışı vardır. Aslında Donald Trump gibi devlet adamlığı kişiliği ile uzaktan yakından alakası olmayan birisin ABD Başkanı olabilmesi, işte toplumdaki bu tehlikeli evinim ile doğrudan alakalıdır.

Sonuç olarak Trump ve dolayısıyla ABD, yapabileceği en büyük hatayı yaptılar bence. Ortadoğu’da tartışmasız bütün Arap devletleri İsrail’den nefret eder. 1948 ve 1967 Savaşları’nın acıları hala burada yaşayan insanlarda tazedir. Bu sebeple emperyalizmin Ortadoğu’daki politikası olan böl ve parçala burada ciddi bir sekteye uğrayacaktır. Zira birbiri ile dağınık olan Arapları birleştirecek tek şey ortak düşmandır ve onlar için İsrail’den daha iyi bir düşman olamaz. Önümüzdeki günler medeniyetin beşiği bu topraklarda şiddet ve kaosa gebe durmakta. Dilerim bu süreç, can ve mal kaybının hiç olmayacağı bir süreç olsun ama gerçekçi olmak gerekirse bu ihtimal pek olası değil. Bütün iyi dileklerimiz Filistin’de senelerce zulüm gören kardeşlerimizle olsun.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here