Yeniden Merhaba 🙂 Yoğun bir sınav dönemi dolayısıyla yazılarıma ara vermek zorunda kalmıştım ama bugün karşınıza bomba gibi bir röportajla çıkıyorum.

Size bugün ”Türkiye’nin Elmas Çocuğu”ndan yani Ersin Faikzade’den bahsedeceğim. Kendisi ile maalesef ki bugün aramızda olmayan Lady Diana sayesinde tanıştık. 31 Ağustos 2017 tarihinde yani Diana’nın ölüm yıldönümünde Kensington Sarayı’nda onu anarken tanıştık. Lady Diana hakkında daha söyleyebileceğim çok şey var ama bugün gündemimizde Ersin Faikzade var.

Ersin Faikzade’yi tek kelimeyle tanımlamak gerçekten çok zor. Katıldığı projelerden aldığı nişanlara, unvanlara kadar çok donanımlı ve birçok hikaye’ye sahip bir kişi. Kendisi ile Kadıköy’de Mazi Plak Cafe’de çok dostane bir röportaj yaptık. Kendisine ve o gün yanımızda olan Jale ve Sevgi Hanımefendiler’e de beni çok sıcak karşıladıkları için ayrıca teşekkür ederim.

Lafı fazla uzatmadan röportaja geçelim 🙂

Ben Ersin Faikzade,

öncelikle bu platformda bana yer verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Özellikle de Londra’dan arkadaşım olan Sefa kardeşime.

Öncelikle Ersin Faikzade’nin ailesiyle başlamak istiyorum. Ailenizin köklerinden bahseder misiniz?

 

 

 

 

 

 

 

 

Ersin Faikzade, soyismimden de anlaşılacağı üzere kökleri Ortadoğu’dan yani İran’dan gelmiş bir ailenin oğluyum ben. Büyükbabam Tahran’dan (İran) İzmir’e geliyor. Babam İzmir’de doğuyor. Babaannem Selanik göçmeni bir hanımefendi. Annem de aynı şekilde Selanik göçmeni. Köklü bir aile Faikzade ailesi. Genelde Güney Amerika’ya ve Lübnan’a yerleşmişler. Daha çok sanat ve şarapçılıkla ilgilenen bir aile. Ama ben tamamen sanatçı olarak doğmuşum ve sanata yöneldim.

İlköğretim ve lise yıllarında Türkiye’deymişsiniz. O zamanda şimdiki gibi idealist miydiniz veya düşünceleriniz nelerdi?

Kendimi bildim bileli idealistim. Çünkü 5 yaşımdayken annem MS (Multiple Sclerosis) hastalığına yakalanmıştı. Hayatımın dönüm noktası bu oldu. Çünkü acısıyla yaşamaya devam eden anneme en büyük desteği veren babam olmuştu. Babamın anneme olan aşkı ve özverisi beni de insanlara yöneltti. İçe kapanıktım. Birden açıldım ve bütün insanlara yardım etme isteğiyle doğdum. Küçükken nasıl projeler yapabilirim diye düşünmeye başladım ve derneklere katıldım. Hayata akışım böyle başladı.

Annenizin rahatsızlığı ve onu takiben yaşanan gelişmelere nasıl tepki verdiniz?

Tabi küçük bir çocuksun. Biliyorsunuz erkek çocukları anneye çok bağlı olurlar. Benim için çok acıydı. 5 yaşındasın, annene sarılmak istiyorsun, dokunmak istiyorsun ama annen ya hastanede ya da o sana sarılamıyor. Ama gözleriyle tabii ki beni şefkatle, merhametle ve büyük sevgiyle yetiştirdi. Ben onun eli, kolu, ayağı oldum.

 

 

 

 

 

 

 

Çeşitli hayır kurumları ve dernekler için ücretsiz konserler vermişsiniz. Bunun sizin için anlamı nedir? Sizi bu işe şevk eden nedir?

Şu andaki konumumu hayal etmemiştim ben küçükken. Tarihçi ya da seyahat yazarı olmayı hayal ederdim. Aslında şu anda ikisini de yapıyorum. Tarihi yazılar da yazıyorum, gittiğim kıtalararası yolculuklarımı da yazıyorum. İnsanlarla paylaşıyorum. Beni bu işe şevk eden tamamen anneme olan düşkünlüğüm ve sevgimdi. En büyük idolüm de annemle babamın birbirlerine olan sevgileriydi zaten.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Engellilerin daha kaliteli yaşamalarını destekleyen ve Avrupa Birliği tarafından desteklenen ‘’Plast LIuest Day Service’’ projesine katılmışsınız. Biraz bundan bahseder misiniz?

Ben liseyi bitirdikten sonra bir arkadaşım İngiltere’nin Galler bölgesinde bir proje yaptığını söyledi bana. Ne projesi olarak sorduğumda bedensel ve zihinsel engelliler üzerine bir proje olduğunu söyledi. Ben de bu projede yer almak istediğimi söyledim. O da kesinlikle katılmamı söyledi. ”Çünkü sen zaten çocukluğundan beri annen ve annen gibi hastalarla ilgileniyorsun. Bu konuda çok profesyonelsin. Sevgi ve şefkat dağıtıyorsun. Bu projeye seni kayıt edelim.” dedi.

 

 

 

 

 

 

 

Bütün mülakatlardan geçtim ve 2 yıl boyunca Galler’de Aberystwyth şehrinde engellilerle birlikte çok büyük bir projede yer aldım. Burada Otistik çocuklar ve Down Sendromlu insanlarla birlikte sosyal ve kültürel aktivitelerde görev aldım.

 

 

 

 

 

 

 

 

Amerika’da ”Türkiye’nin Elmas Çocuğu”, Pakistan’da ”Barışın Sesi”, İran’da ”Sevginin Sesi”, Türkiye’de ”İtalyanlara Allah Dedirten Tenor” diye tanınıyorsunuz. Her lakabın anlamını kısaca alabilir miyiz?

Ben bu yola bu unvanları ya da title’ları almak için çıkmadım. Tamamen sevgim, hoşgörüm çerçevesinde kalbimden geldiği gibi davrandım insanlara. İnsanlar bunu takdir ettiler. Eskiden Zeki Müren’e de Altın Çocuk denirmiş meğersem. Ben de bunu sonradan öğrendim.

İtalya’nın Palermo şehrinde 2009 yılının yılbaşı akşamında çok büyük bir konserde ben çile bülbülüm çileyi defalarca okudum. Çünkü insanların reaksiyonu çok güzeldi ve Türkçe opera olarak gördüler bunu. Ertesi gün gazeteler ”İTALYANLAR’A ALLAH DEDİRTEN TENOR” diye başlık attılar. Daha sonra benim Türkiye’deki tanınırlığım bu şekilde ilerledi.

Türkiye’nin Elmas Çocuğu’na geldiğimizde, İran’ın en büyük ve efsane sesi Sattar ile beni İran Şahı’nın eşi İmparatoriçe Farah Diba Pehlevi tanıştırmıştı. Washington’da çıkan Diplomasi Dergisi bizimle ilgili bir röportaj yaptı. Bu röportajda hangi sanatçıyla çalışmak isterdiniz diye bir soru vardı. Ben de Zeki Müren ve Sattar dedim. Bu dergiyi okuyan Sattar’ın menajerleri dergiyi Sattar’a ulaştırıyorlar. Daha sonra Farah Diba’nın iletişim yeteneği sayesinde biz muhteşem bir Farsça Türkçe düet yaptık. O Diplomasi dergisi bir ay sonra yayınlandığında ”Türkiye’nin Elmas Çocuğu” diye bir başlık attı. Ondan sonra da bu başlık/title bütün dünyaya yayıldı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

2009’dan sonra Birleşmiş Milletler’de yaptığım proje neticelendiğinde, ben çoktan bir insanım ve az çok beni tanıyorsun artık Sefa, kalbimin sesini dinleyerek ilerliyorum. Pek mantıklı biri olduğum söylenemez ve çok duygusalımdır. Yaptığım her işi sevgiyle yaptığım için insanların kalbine nüfuz ettim. Beni büyük bir proje için Pakistan’a gönderdiler. Pakistan İnsan Hakları Örgütü Başkanı Prof. Dr. Muhammed Amin Shadid Khan bir demecinde şöyle dedi: ”O sadece Türklerin değil, hepimizin kalbine nüfuz ettiği için biz ona ”Elmas Çocuk” diyoruz. Ama o artık Pakistan’ın ”Barışın Sesi”. Ertesi gün bütün gazetelerde bu haber yer aldı ve New York Times’ın pazar ekine kapak oldu. Ardından beni Birleşmiş Milletler Barış Elçisi ilan ettiler.

İran’ın en büyük sanatçısı Sattar ile yaptığımız düetten sonra tüm İran halkı bana ”Sevgi’nin Sesi” unvanını verdi.

“Prenses Diana ve Ersin Faikzade”

Tanışmamıza vesile olan Lady Diana Spencer ve Ersin Faikzade desem? Lady Diana’yı bir de sizden dinlemek istiyorum. Vakıftan bahseder misiniz? Ve özellikle aldığınız Gal Nişanı’ndan.

Prenses Diana çok büyük bir ikon. Prenses Diana sayesinde seninle tanışmış olduk. Prenses Diana bana büyük bir kanal oldu çünkü ben küçük bir çocukken annemin hastalığından dolayı pek dışarı çıkamıyordum. O yıllarda 80’lerin sonunda Prenses Diana’nın resimleri, videoları bütün televizyonlarda ve gazetelerde yer alıyordu. Ben onları toplardım. Büyük bir arşive sahibim şimdi. Dünya genelinde büyük bir kulüp kurdum zaten. Bu kulübün binlerce üyesi var. Ölümünden sonra 97 yılında büyük bir network sistemi kurdum onun hayranları için.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bütün sevenleriyle birlikte kurduğumuz bu vakıfta çok yetenekli insanlar var. Sanatçılar, tiyatrocular, doktorlar. Kendi ülkelerinde ve şehirlerinde Prenses Diana hakkında birtakım etkinliklerde bulunuyorlar. Biz her yıl Prenses Diana’nın 31 Ağustos 1997 yılındaki ölümünden sonra Kensington Sarayında buluşuyoruz.

Bu sene de 20. ölüm yıldönümünde bir araya geldik ve büyük bir tören düzenledik. Katılımcı olarak Prens Harry, Prens William ve Düşeş Kate Middleton da katıldı. Bütün dünya medyasına lanse edildi. Çok güzel bir anekdot verecek olursam; Sydney’de ana haber bülteninde canlı yayına konuk oldum. Orada yaşayan arkadaşlarım “seni izliyoruz” diye video çekip Facebook’ta paylaşmıştı. Çok güzel bir şey bu. Meksika’dan Şili’ye pek çok dünya kanalında demeçler verdim. Çünkü Diana’nın o muhteşem anısını yaşatmak için hepimiz söz verdik ve canla başla çalışıyoruz.

31 Ağustos 2017 tarihinde Londra'da Kensington Sarayı'nda Diana'yı anmak için toplanan Türkler.
31 Ağustos 2017 tarihinde Londra’da Kensington Sarayı’nda Diana’yı anmak için toplanan Türkler.

Ayrıca Oxfam Vakfı ve Diana Vakfı’nda çalıştım. Diana’nın insanlara olan sevgi ve yardımlarını kendime örnek aldım. Diana hakkında yazdığım yazılardan ve Diana Vakfı’na yaptığım hizmetlerden dolayı 2006 yılında bana ‘’Gal Nişanı’’ verildi.

 

2014 Şubat ayında Latin Amerika ülkelerinde Paraguay, Arjantin ve Şili’de yaptığınız İnsanlık Projeleri’nden bahseder misiniz? Ve aldığınız Şeref Madalyasından

2009 yılında ben ”Dünya Barış Elçisi” ilan edildikten sonra İtalya’nın Sicilya Parlamentosu’nda ”AB ve Türkiye’ye Bakış” konulu bir konuşma yaptım ve bu delegasyondaki pek çok insan beni kendi ülkelerine davet ettiler. Akabinde ben Pakistan, Bangladeş, Kuveyt, Dubai ve Mısır’da insan hakları ve engellilik üzerine konferanslar verdim. Gittiğim ülkelerde ses sanatçısı olduğum için pek çok platformda şarkı söyleme imkanım doğdu ve dünyaca ünlü sanatçılarla düetler yapmaya başladım. İran’ın en büyük sanatçısı Sattar’la, Lübnan’ın süper starı Vivien Murat, Pakistan’ın megastarı İmiran Abbas olduğu gibi ve akabinde çok arzu ettiğim Latin Amerika’dan, Arjantin’den ve başkenti Buenos Aires’den teklif geldi bana. Devlet başkanının da katılımıyla gerçekleşen İnsan Hakları Örgütü’nün büyük bir toplantısına davet edildim. Sağlık Bakanlığı’nda bir konuşma yaptım. Orada da yine ”El Cantante de Diamente de Turquia”  ”Türkiye’nin Elmas Çocuğu’’ olarak yer aldım ve Arjantin Sağlık Bakanlığı tarafından Şeref  Madalyasıyla ödüllendirildim. Sonra yan komşuları Şili’ye geçtim ve Giovanni Gellona ile birlikte ‘’Fiesta’’ isimli şarkıya Santiago’da İspanyolca ve Türkçe düet yaptım. Paraguay’ın doğasını çok sevdiğim için orada küçük bir ev aldım. Her yıl 3 ay orada kalırım.

 

 

 

 

 

 

 

 

Müziğin gücüne inanır mısınız? Türk müziğine olan katkılarınızdan bahseder misiniz?

Müziğin gücüne sonsuz inanıyorum çünkü evrensel boyutta yaşıyoruz müziği. Dünyanın her tarafında Türkçe şarkılar dinletmek çok keyifli. Şili’de ilk defa Türkçe konser veren tek Türk sanatçıyım. Bunun yanında ben İtalyanca, İspanyolca, Farsça, Arapça ve artık Urduca şarkılar seslendiriyorum. Gittiğim ülkelerde insanlar kendi dillerini benim sesimle bütünleştirmek istiyorlar. Özellikle de İspanya’nın başkenti Madrid’de ünlü Popstar Pedro Morales Higuera ile albüm yaptım. Şu anda latin radyolarında yer alıyor. Şarkının ismi Adoro (taptığım insan)

İmparatoriçe Farah Diba Pehlevi ve Prenses Süreyya (Soldan Sağa)
İmparatoriçe Farah Diba Pehlevi
İmparatoriçe Farah Diba Pehlevi ve Prenses Süreyya (Soldan Sağa)
Prenses Süreyya

Lady Diana, Prenses Süreyya ve Farah Diba Pehlevi üzerine yazdığınız makaleler ve belgeseller mevcut. 3 kadının sizin için anlamı nedir? Neden bu 3 kadını seçtiniz? Nasıl tanıştınız?

Ersin Faikzade’nin Prenses Süreyya için söylediği şarkı

Bu 3 hanımefendinin bende çok büyük bir değeri var. Çünkü 3’ü de insanların kalbine nüfuz etmiş, hayatlarını etkilemiş ve isimleri dünya genelinde pek çok kız çocuklarına verilmiştir. Yani ikon olarak hayatlarımıza damga vurmuş insanlar bunlar. Hayatta sadece İmpatoriçe Farah Diba hayatta ve 86 yaşında New York’da yaşıyor. Hizmetlerine devam ediyor.

3’ü de sanata, barışa ve insanlığa hizmet ederek birçok insanın kalbine nüfuz etmiş örnek olmuş insanlardı. 3’ü de çok duygusaldı. 3’ü de insanlara bedensel olarak dokunuyorlardı ve ben insanlara dokunarak güç verdiklerine inanıyorum. Bu moral gücüdür. İnsanların iyileşme sürecinde pek çok aydınlatıcı etki yarattığına inanıyorum.

Sattar ve siz desem? Manevi babanızdan ve beraber söylediğiniz ”Simin Bari” şarkısından bahseder misiniz? Nasıl tanıştınız ve neden manevi babanız olarak bahsediyorsunuz kendisinden?

İnsanlık çalışmalarına başlamama neden olan rahmetli anneciğim ve babacığım ve Prenses Diana ise müzikal yolculuğumdaki en büyük destekçim de ”Simin Bari” düetini yaptığım Sattar’dır. Sattar, İran’ın ve Ortadoğu’nun gelmiş geçmiş en büyük en efsanevi pop tenorlarından biridir. Dünya genelinde en çok konser veren sanatçı unvanına sahiptir. Neredeyse 40 yıldır dünya başkentlerinde konser veriyor ve dünya üzerinde uçakla devamlı tur yapıyor. İnsanlığa ve sanata gerçekten önem veren bir sanatçı.

 

 

 

 

 

 

 

Ben İran kökenli olduğum için İmparatoriçe Farah Pehlevi’nin desteği ile Washington‘da çıkan diplomasi dergisinde yer alan haberimiz neticesinde Sattar’ın menajerleri bana ulaştılar. Biz bir araya geldik. Beni o sıcak ve sevgi dolu yaklaşımımdan dolayı beni çok sevdi ve 3 kızı olduğunu, oğlu olmadığını bana söyledi. ”Artık sen benim oğlumsun” dedi. Bu lafı dedikten sonra asla beni bırakmadı. Bir baba şefkatiyle her zaman beni kucakladı ve çıktığı ‘’Voice of America’’ kanalında beni uzun uzun anlattı ve derken milyonlarca hayranı olan Sattar’ın artık sevenleri beni de sever oldular. Şu anda çok şanslıyım çünkü Sattar 4.kez İstanbul’da ve biz yarın birlikte konsere çıkacağız.

Bahsi geçen gecede Sattar ve Ersin Faikzade

İnsan Hakları Örgütü tarafından ”Dünya İyi Niyet Elçisi” seçildiniz. (Excelleny Ambassador of Human Rights) Bundan bahseder misiniz? Nasıl seçildiniz ve bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Çok spontane gelişen bir hayat öyküm var aslında benim. Dünya genelinde davet edildiğim bütün projelere destek vermek istiyorum ve gidiyorum. Kayıtsız şartsız onlar için yaşıyorum. Sanki artık dünya bütünleşmiş bir aile benim için. Dünyanın her kıtasında her ülkesinde ailelerim ve sevenlerim var. Onlara gitmek sanki asli görevimmiş gibi hissediyorum. Her sene Brezilya’nın güneyinde manevi annemi veya Los Angeles’ta manevi babam Sattar’ı ziyaret ediyorum. Ben gitmezsem onlar buraya geliyorlar.Paraguay’dan , Hindistan’dan ve Pakistan’dan gelen ziyaretçilerimi konser verdiğim ülkelerde görünce onlar benim ailem diye sarılıyorum. En son geçen hafta engelliler üzerine verdiğimiz İzmir konserimde ektiğim bütün tohumlar sevgi olarak yeşermiş ve bana dönmüşler. Bunların totalinde insan hakları örgütü bana ekselans unvanı verdi (ekselans dünya barış elçisi ) ve diplomatik bir kimlik kazandım.

 

 

 

 

 

 

 

 

Ersin Faikzade, Uluslararası Waldenburg Koleji İşbirliği ile İnsan Hakları, Tahkim, Politika ve Stratejik Araştırmalar ”ICHAPS” Uluslararası Konseyi tarafından ”İnsanlığa İlham Veren Kişi” olarak ilan edildi ve ”İnsanlık Büyük Başarı Madalyası”na layık görüldü.

Ersin Faikzade için şimdilik söyleyeceklerim bu kadar ama bu demek değildir ki her şeyi anlattım. Daha pek çok detay var.

İlgilenler için;

www.ersinfaikzade.com’u ziyaret edebilirsiniz.

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here