Evet, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı tanımında mutabıkız evrensel jargonda. İnsanlık tarihinde herkesçe kabul gören bu denli bir düşünce ortaklığına rastlanmamıştır. Bu söylemi günlük ifade kalıplarında sürekli tekrarlayan bir insanlık sesi var artık. Herkes kendi kehanetlerini savuruyor. Bu salgının ölçümlenemez en büyük etkisi ve tesirinin yaşam şeklinde oluşturacağı gerçekliğine hep birlikte inanıyoruz. Bu dönüşüm şeklinin sadece fiziki şartlardan ibaret sananlar, görebildikleriyle sınırlı tutan, tutacaklar için durumun bundan ibaret olmadığı gerçekliğiyle yollarımızın kesişmesi ise tahmin ettiğimizden çok daha önce olacak. Yaşama şeklimiz değil, inanç sistemlerimizin değişiminde yeni bir ruhsal aydınlanma çağının başlangıcı gelinen nokta. İnsanlığın, toplumların, ulusların, devletlerin ve en nihayetinde kendinizin yeni ruhuna hoş geldiniz!

Mikro Düzeyde İlk Tanışma: Yeni Gölgeye Merhaba

Hayat kronolojimizde, yaşamımız kendi seyrüseferinde tüm iktisadi ve ekonomik önceliklerimiz devam ederken ortaya çıktı yeni gölgemiz. Farkındalığımız önce dolaylı olarak şekillendi. İletişim çağının evrensel akışında,  beslendiğimiz iletişim kanallarımıza yansıyan ve satır aralarında haberdar olduğumuz, uzak diyarda vuku bulan tıbbi bir vakaydı benliğimizde yer edişi. Yaşadığımız çevresel koşullara görece mesafeliydi. Bu yüzyılın bize dayatmasının getirisi olarak olabildiği kadar bencildik zaten, kendimiz haricinde gelişen, yaşanan olumsuzluklar umurumuzda değildi. Bize dokunmayan yılanla alıp vermediğimiz yoktu zaten, yaşama hakkı tanıyorduk o na, hem de bin yıl. Gölgenin karartısının, sadece ortaya çıktığı alanla sınırlı kalacağı inancıyla kendi döngüsünde devam ettik hayatımıza. Ama her geçen gün daha fazla yüz yüze geldik. Daha fazla haberdar olduk gölgenin var oluşuyla beraber geçirdiği büyüme evresine.

Etkileşiminin tahmin ettiğimiz alanla sınırlı kalmayacağını anladığımız an, izleyici olmaktan çıkmıştık, neresinden ne kadar dâhil olacağımız kaygısı başlamıştı. Virüsün biz ve dâhil olduğumuz insanlık için yaşattığı başlıca olumsuz his, kendini tanıtırken kullandığı ilk ismi olan kaygıydı; merhabalaştık!

Sonrası, kendimizi dışında tutamayacağımız bir farkındalık kümesine dâhil etti bizi. Yüzleşme başladı. Onu daha fazla tanıma ihtiyacı… Elimizin altına yeniden dünya haritasını aldık, bildiğimiz ülkelerin, bilmediğimiz bölgelerine baktık, gölgenin yolculuğunu takip ettik, hala karartının dışında kalabilme ihtimali üzerine olasılık hesapları yaptık, hala bencildik! Kaygı ve yüzleşmenin tesirini arttıran nokta, gölgenin üzerine sindiği bedenleri ulaştırdığı nihai sonuçtu; ölüm. Konu, ölüm ve sayısal ivmesi olduğunda sıkça duyduğumuz bir söylem vardır; “Bir insanın ölümü trajiktir, on insanın ölümü dramatiktir, bir milyon insanın ölümü ise sadece bir istatistiktir.” Tersine bir anlamlandırmada, ölüm ve çoklu ölüm rakamları hiç bu kadar etki sağlamamıştı benliklerde. Rakamlar istatistik olmaktan çıkıp farklı bir anlam kazanmıştı, o kümeye dâhil olabilme ihtimali, o rakamlarda yer etme! Yeniden merhaba arkadaşım kaygı ve onun öğrendiğimiz ikinci adı endişe!

Makro Etkileşimler: Birey Ruh Değişiminin Toplumsal Etkileri

Başlıkta ironi olarak sosyoloji geçtiği için bu bilimsel disiplin ve yöntemlerine sadık kalma zorunluluğu olmasa da, bireyden genele uzananlar arasındaki köprüyü geçmek için yakın dönem tarihini değerlendirme ihtiyacı hâsıl oluyor. Mutlak çözümleme öğretisi, anlamamız için hep sebep sonuç ilişkileri üzerine sorgulama yapmamızı dayatmadı mı bize?

21. yüzyılın insanlık tarihinin arşivine eklenen, küresel ölçekte etkileşimi en yüksek olayı 11 Eylül saldırılarıydı. Bu olayın ardından getirdiği değişimin ilk safhaları yeni bir takım ideolojik yönelimler, dönüşümler, ayrıştırma kurgusu üzerine inşa edilen siyasal söylemler, eylem-tepki kültüründe oluşan değişimler olmuştu. Dünya üzerinde savaş ve çatışma ortamlarının genişlemesi, yerelden – genele geçişimizin ilk adımlarını oluşturdu. Tüm bu sürecin başlangıç ve günümüzde hala devam eden yansımalarının ana kaldıraç dinamiği inanç sistemleriydi. Birbirinden uygulamada ve teoride ayrılan inanç alt yapılarının yeni yüzyıldaki ilk evrensel boyuttaki insanlık üzerinde oluşturduğu etki alanıydı. Tabi ekonomik, uluslararası jeopolitik çıkarlar için tarihin daha önce defaten şahit olduğu bir sunumla.

Bu süreç, birey ve onun oluşturduğu toplumlarda “taraf olmayan telef olur” yaklaşımını oluşturdu. Oluşan ilk kaygılar, insanın varoluşuyla istem dışı sahip olunan etnik ya da dinsel kimliklerden ötürü dâhil edildiği zümreleri daha da ön plana çıkardı. Küresellik kavramının daha sık zikir edildiği bir dönemde, aksi bir istikamette birey ve toplumların kimlikleri daha somut kavramlarla ortaya kondu.

11 Eylül sonrası,  insanlık için tekilden çoğula güvenlik kaygılarının artçı düşüncelerini oluşturdu. Daha güvende hissetme dürtüsü ve sahip olduklarını koruma güdüsüne gelişim alanı sağladı. Bulunduğumuz ve yaşadığımız alan şiddet ve çatışma kültüründen uzak olduğu sürece diğer coğrafyalarda olanlar bizim için bize dokunmayan yine o yılandı, ömrüne ömür dilediğimiz! Bu açıdan bakıldığında, insanlık için evrensel etkileşim niteliği taşıyan gelişmeler, her toplumda temelde aynı yorumlanmadı. Ortak gündemi başka ruh ve farklı yorumlar getirerek yaşadık. Mevcut durumumuz görünür ya da potansiyel fiziki bir çatışmanın ürünü olmadığı için, toplum yansımaları daha derin, daha hissedilir olacaktır. Ve bu durum, bireyin önce tüm çevresel koşullarına, sonrasında içinde bulunduğu toplumun yeniden şekillenmesine alt yapı hazırlayacaktır.

İlk Dönüşüm ve Başlayan Değişimler: Piramitten Düşüş

Kendimizi konumlandırdığımız yerden emindik aslında. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisindeki piramidin en tepe noktasındaydık hâlbuki “Kendini Gerçekleştirme” bölümünde tanımlıyorduk varabildiğimiz yeri. Diğer safhaları çoktan geride bıraktığımıza inanmıştık. Tam da inancımızdan eminken bir anda aslında daha önce hiç yolumuzun düşmediği ilk basamağa gelebileceğimizi kim bilebilirdi? “Fizyolojik İhtiyaçlar”, ve bu alanda tecrübemiz sınırlıydı, yeniden deneyimlemek, yorumlamak gerekecekti var oluş yolunu. Her şeyin temelinin biyolojik gereksinimleri karşılamanın ardından oluşabileceğini anlayacaktık.

Varlığın ve amacının en az sorgulandığı bu tarih döneminde, maddeylemateryalizmle olan ruh bağımız bu kadar kolay mı kesilecekti? İlahlaştırılan maddi güç yerini insanın kendi kendine yetebilme yeteneğine mi bırakacak? Artık yaşam şeklimize etki eden, ruhsal ve fiziki sonuçlarını hissettiğimiz bir gölgenin esaretinde var olma çabasına mı gireceğiz?

Tıbbi bir vakanın bizi; ulaşım, sosyal ve kamusal alanlardan kısıtlaması ve yitirdiğimiz fiziki sosyal özgürlüğümüz için kiminle savaşacağız? Meseleye hala tüketici alışkanlıkları özelinde bakmak yerine, insanlığın yaşadığı kaygı sarsıntısında oluşacak daha az üreme isteği gibi bir yönelimi benimseyebileceği dikkate alınmalı mı? Fiziki iletişim ve temas, daha fazla güvenli mesafede kavramları süreç bitince eski haline gelecek mi? Bu döngü zaten bireysel ve bencillik üzerine bir yaşam inşa etmekte ısrar etmekte olan yeni yüzyıl insanı için dayanışma olgusunu topyekûn ortadan kaldırır mı? Devletler açısından kriz yönetimine getirdiği farkındalıklar, ticari ve endüstriyel alandaki yansımaları başlı başına bir anlatım konusu olmakla beraber, o alanlardaki işleyişi sağlayanlarında insan temelli olduğunu unutmamakta fayda var.

Bölüm Finali

Covid19 virüsünün, salt bir salgın olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söylemek, virüsün insanlık üzerindeki psikolojik etkilerine dair yaklaşımlarda, araştırmalarda bulunmak paranoyak ve kötümser bir davranışın ürünü değildir. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak söylemine karşı önyargılı olmama gerekliliği vardır. Değişecek alışkanlıklar toplumların düşünce dünyalarında yenilenmeler de sağlayacaktır. Bunu birey özelinde herkes kendi için bir ruhsal kabuk değişimi olarak algılayabilir. Zira siz bu değişim ve yenilenmeyi inkâr etseniz dahi bu gerçekleşecektir. Çünkü çevreniz sizi oluşturan en temel etken, kendinizi hariç tutamayacağınız bir gerçekliktir.

İçinde yaşadığınız toplumun gücü, hisleri, duygu sağlığı sizden yansıyanlarla şekilleniyor. Gözlemlenecek en net sonuç yaşam biçimlerimizin değişmesiyle alışveriş- tüketim alışkanlıklarımızın farklılaşmasıyla değil, inançlarımızdaki değişimle başlayacak. Zihinler var oluşa daha fazla zaman harcayacak. Daha erdem sahibi toplumlar mı oluşacak yoksa değersizleşen ve tek gayesi hayatta kalmak olan bir nesil mi yetişeceğinin ipuçlarını ilerleyen dönemde fark edebileceğiz.

Şartların getirisi olan temenni; sağlığın daim, sonuçların (-) olması dileği. Negatif tanımında olmak hiç bu kadar iyi hissettirtmedi insana kendini!

Yazar Hakkında:

1981 Ankara doğumludur. Kuzey Kafkasya göçmeni bir aileye mensup olup, aslen Dağıstanlıdır.

Üniversite eğitimi için Belçika’ya gitmiş, uzun süre bu ülkede yaşamıştır. Eğitimini Brüksel’de bulunan, European Communication School’da İletişim Bilimleri alanında tamamlamıştır. Yurt dışında yaşadığı dönemde; Kültürel İletişim, Etnik Sosyoloji ve Sosyal Antropoloji üzerine çalışmalar yürütmüştür.

Türkiye’ye döndükten sonra, özel sektörde; Siyasal İletişim, Kurumsal İletişim, Pazarlama İletişimi alanlarında faaliyet gösteren şirketlerde yönetici olarak çalışmıştır. Halen savunma sanayi alanında danışmanlık hizmetleri vermekte olup, ayrıca uluslararası ticari faaliyetleri mevcuttur. Fransızca ve İngilizce bilmektedir.

İletişim: [email protected]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here