Sanırım çoğumuz artık bu soruları kendimize soruyoruz: Salgın sonrası nasıl bir yaşamımız olacak? Özgürlüklerimiz, sosyal yaşam sınırlarımız nasıl değişecek? Kültür ve yaşam alışkanlıklarımız değişecek mi ya da ritüellerimiz nasıl olacak?

Kuşkusuz ki salgın sonrası sosyal yaşamımızda değişimler yaşanacaktır. Buna alışmak belki de çok zor olacak. Peki salgın sonrası küresel anlamda siyasi düzen -diğer anlamıyla uluslararası/devletler arası- ilişkiler nasıl olacak? Gelin biraz da bunun üzerine tartışma yaratalım ne dersiniz?

Koronavirüs Çin’de ortaya çıktıktan ve pandemi ilan edildikten sonra küresel anlamda başta ekonomi ve sağlık olmak üzere devletler büyük bir krizle mücadele etmek zorunda kaldı. Dünya gündeminin ana tartışma konusu koronavirüs (Covid-19) oldu. Bu tartışmaların omurgasını da küresel sistemin salgın sonrası nasıl olacağı sorusu oluşturdu diyebiliriz.

Salgın sürecinde devletler ve toplumlar birçok konuda eksikliklerini görme şansı elde etti.

Evet, küresel ekonomi ve sağlık sistemi çok zarar gördü, kimi devletlerin sağlık sistemleri bile çöktü. Hatta küresel hegemon güç olan ABD’nin bile bu salgını yönetme konusunda sınıfta kaldığını gördük.

Avrupa Birliği ülkelerinin salgınla mücadelede ne kadar yetersiz kapasitelere sahip olduğunu gördük.

Bu durum, bize salgın sonrası da devletlerin veya küresel güçlerin/ilişkilerin elbette değişeceğinin de birer somut göstergesi oldu.

HEGEMON GÜÇ ABD SINIFTA KALDI

Küresel güçler imajlarını test etmeyi pek de fazla istemezler. Çünkü karşılaşacakları krizlerde çuvallayacaklarından tedirgin olurlar.

Tarihten örnek verecek olursak; İngiltere 1956 yılında Süveyş krizinde çuvalladı.

Aynı şekilde Sovyetler de 1980’lerde Afganistan’da çuvalladı. Bu örnekleri çoğaltabiliriz…

21. Yüzyılın ilk küresel derin krizi olan koronavirüs salgını, ‘ABD’nin de çuvalladığını ortaya çıkardı’ demek, sanırım yanlış olmaz.

The Independent’ın ödüllü köşe yazarı olan Patrick Cockburn da ABD’nin korona salgınında başarısız olduğunu ve süper güç konumunu kaybedebileceğini yazdı.

Küresel güç ABD, korona krizini yönetmekte başarısız oldu ve kontrolü kaybetti.

İkinci Dünya Savaşı’ndan beri devam eden ABD hegemonyası, güç kullanımı veya tehdidi ile tesis edilmişti. Kendi topraklarında ciddi savaşlar ve tehditler yaşamamıştı.

Fakat bu salgın ABD topraklarında da yaşandı ve krizle mücadele etme konusunda ne kadar başarısız olduğu ortaya çıktı. Belki de, salgının sonucu ne olursa olsun, küresel sistemdeki aktörler ABD’ye dönüp çözüm beklemek yerine başka aktörlerle ilişki kuracaktır. ABD’nin küresel hegemon gücü şimdiden uzmanlar tarafından tartışılmaya bile başlandı ve genel görüş aslında ABD’nin eski imajını kaybettiği yönünde. “Bu başarısızlığın en büyük aktörü Trump oldu” demek yanlış olmaz.

YENİ KÜRESEL GÜÇ ÇİN Mİ OLACAK?

Kimi devletler ve toplumlar Çin’i, virüsün çıktığı yer olduğu için suçladı. Trump bu konuda ‘Çin virüsü’ diyerek küresel rakibini hedef tahtasına koydu. Çin, topraklarında ortaya çıkan krizi kısa sürede kontrol altına aldı. Buradaki başarıda Çin’in merkezi yönetiminin katılığının ve disiplininin en büyük faktör olduğunu düşünüyorum.

Çin, ellerindeki araçları çok iyi kullanan bir devlet. Hızlı bir şekilde organize olabileceğini ve ellerindeki araçları ne kadar verimli ve yerinde kullanan bir devlet olduğunu gördük.

Çin devleti, herhangi bir krizde “ne kadar hazır halde olduğunu” ve “salgın sonrası en büyük aktör” olabileceğini gösterdi. Çin hükümeti, salgını kontrol altına aldığın ilan ettikten sonra Avrupa’ya ve Türkiye’ye tıbbi malzeme gönderdi. Hatta AB’den başta umduğunu bulamayan İtalya’ya yardım eli uzattı.

Çinli yardım kuruluşu üzerinde Flamanca, Fransızca ve Çince “Birlik Güçlendirir” mesajı yazan ve içinde 300 bin maske –maskelerin kalitesi tartışılır konumda-  bulunan konteynırı Belçika’ya yolladı. Belki de bu salgın, Çin’in küresel hegemon olma yönünde yumuşak veya sert gücünü kullanma ve daha sert manevralar yapma fırsatı verecek.

YENİ BİR KÜRESEL DÜZENE HAZIRLIK

Bu salgın, bize küreselleşen dünyanın nasıl bir yer olduğunu göstermesi açısından iyi bir örnek oldu aslında.

Dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan herhangi bir krizin küresel sistemi hızlı bir şekilde etkilediğini görebildik.

Peki salgın sonrası özellikle de uluslararası ilişkilerde yeni dengeler nasıl oluşacak? Kısaca bunu da tartışalım.

Bu kriz bizlere en başta Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Avrupa Birliği (AB) olmak üzere uluslararası kurumların/aktörlerin küresel bir krizle baş edememe zaafını ortaya çıkardı. Daha önce de yaşanan krizlerde bu kurumlar sürekli olarak hedef tahtasına konuluyordu.

Şimdiden bu yapıların tekrardan yapılanması gerektiği tartışmaları ortaya çıkmaya başladı. Avrupa ülkeleri başta İspanya ve İtalya olmak üzere, AB’nin varlığını elbette sorgulayacaktır.

Bu gibi küresel krizlerde halk, devletlerin krizleri yönetme sürecinde ne yaptığını görme fırsatı buldu. Başta İngiltere olmak üzere İtalya ve İspanya gibi devletler, özellikle de sağlık sistemi ve hızlı karar alma anlamında sınıfta kaldı.

Bu krizi yönetme de elbette devletin siyasi, toplumsal ve ekonomik yapısı da etkili oldu diyebiliriz. Merkezi yönetimi güçlü, katı ve disiplinli olan devletlerin karar alma sürecinde çok daha hızlı davranabildiğini gördük.

Fakat demokratik veya neoliberal aktörlerin karar alma sürecinde ne kadar gevşek ve yavaş olduğu ortaya çıktı.

Kriz ciddi boyutlara doğru evrilirken şunu da gördük; demokratik ve özgürlükçü devletler –en azından belli bir süreliğine- katı ve özgürlüğü kısıtlayıcı önlemlere başvurmak zorunda kaldı. Fakat diğer yandan şöyle bir argüman da ortaya konuldu; aslında bu gibi krizlerde devletin yönetim şeklinden ziyade devletlerin sahip oldukları kapasitelerini, araçlarını ve yeteneklerini nasıl verimli kullanabileceği önemli. Bu da ayrı bir tartışma konusu olarak tartışılabilir.

Covid-19 salgını, bizlere ekonomik, sağlık ve siyasetin küresel işbirliğini de yeniden önemini ortaya önümüze koydu.

Belki de salgın sonrası süreçte, neoliberal küresel ekonomiden, sosyal devlet anlayışı daha ağır basan, adil ve refah kalitesi yükselen bir küreselleşme yapısı ortaya çıkacaktır. Yöneten ve yönetilen arasındaki ilişkinin yeniden düzenleneceği bir süreç bizleri bekliyor olacaktır.

TÜRKİYE’NİN ROLÜ NASIL OLABİLİR?

Salgın sürecinde AB ülkeleri ve ABD başta olmak üzere birçok ülke Çin’i ciddi bir şekilde salgının kaynağı olduğu için suçladı. Salgını hızlı bir şekilde kontrol altına Çin, bu ülkelerle işbirliği yoluna gitmeye yanaştı. Çin’e duyulan nefret sonrası gözler, pandemi ile başarılı bir şekilde mücadele eden Türkiye’ye döndü. Türkiye’nin üretim anlamında gösterdiği performans, Çin gibi üretim maliyetleri düşük olan bir ülke karşısında tercih edilebilir hale gelebilir. AB ve ABD’nin Çin’e duyduğu nefret sonrası Türkiye’nin özellikle Avrupa ve Ortadoğu pazarında tercih edilebilir bir ülke olabileceği gerçeği önümüzde duruyor.

Aynı şekilde sağlık alanındaki yatırımların meyvesini alan Türkiye, bu alanda önemli bir küresel aktör konumuna geldi demek yanlış olmaz.

Fakat Türkiye’nin de kendine has ekonomik sorunları da mevcut. Küresel anlamda zarar gören ekonomi Türkiye’de de etkisini gösterdi. Türkiye’nin önceliği ülke içindeki ekonomik dinamiklerin işleyişini sağlamasını olmalıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here