Film Analizi: Victoria: “Bu bir banka soygunu filmi değil, bu bir banka soygunu!”

 

Berlin’e henüz taşınmış genç bir İspanyol kadının bir gece eğlenmeye gittiği gece kulübünde başlayan hikayesinin, gerilimli suçlara evrilmesini anlatıyor Victoria filmi. Yeni taşındığı Berlin şehrinde, küçük bir kafede çalışıyor Victoria. Dillerini bile bilmediği ülkede yaşayan bu kadının şehirde hiç arkadaşı yok anladığımız kadarıyla. O gece kulüpten sabaha karşı çıktığında ise yolda dört gence rastlıyor ve hikayenin asıl dönüm noktası da burada başlıyor.

2015 yapımı olan filmimizin dikkat uyandıran tarafları daima görecelidir. Kimi insan için konusu, kimi insan için gerçekçiliği veya gerçeküstülüğü filmi daha çekici kılarken; başka bir kesimde görüntü kalitesi, çekim tekniği gibi detaylar ile filmi yargılar. Victoria’nın iddiası çekim tekniğinde aslında. Film bu noktada tüm sinemaseverleri tek çatıda etkisi altına alıyor. Yaklaşık 140 dakikalık yapım -alışılagelmiş diğer yapımların aksine- tek plandan oluşuyor. Bakıldığında bu büyük risk getirir ve çekimde hata kabul edemez. Plan-sekans olarak adı geçen bu teknikte birden fazla sahne, hiç duraksamadan çekilmeyi gerektirir.

Hikayenin başına dönmek gerekirse Victoria, kulüpten ayrılığında yolda kendisine sarkıntılık eden bu gençlerle birkaç dakika içinde arkadaşlık kuruyor. Bu dakikadan sonra Laia Costa’nın hayat verdiği Victoria, başta hepsine eğlenceli gelen suç zincirine kaçınılmaz bir şekilde ortak olmuş oluyor. Banka soygununa varan bu zincirin ilk halkası küçük bir bakkalı soymakla başlıyor hatta. Victoria’nın çalıştığı kafeye gidip piyano çalıyorlar, gizlice girdikleri apartmanın terasında birkaç dakika önce bir dükkandan çaldıkları içkilerini yudumlarken sarhoş oluyorlar ve terastan sokağa tükürüyorlar… Gece boyu yaklaşık yirmi mekan değiştiren ekibi, bu eğlencelerinden sonra bir banka soygunu içinde buluyoruz. Filmin kırılma anı da soygun ile başlıyor diyebiliriz. Birçoğumuz bu tür bir soygunu çokça izlemişizdir ama sahneyi eşsiz kılan elbette ki plan-sekansın büyüsü. Yönetmen Sebastian Schipper’ın anlattığına göre on iki sayfalık bir senaryodan oluşan Victoria için sadece üç prova alınmış. Çekim tekniğinin de getirisi olarak çoğu sahne doğaçlama diyaloglardan oluşuyor.

Bir yanıyla da kalbimize dokunan filmde Victoria ile Sonne arasında küçük bir duygusal çekim gerçekleşiyor. Ancak filmin sonunda anlıyoruz ki Sonne ile Victoria için bir gelecek yok. Polislerden kaçtıkları sırada vurulan ve bunu son sahneye kadar gizleyen Sonne, filmin sonunda sığındıkları otel odasında hayata gözlerini yumuyor.

Victoria’nın tek başına bir kulüpte dans edip umarsızca eğlendiği sahneyle başlayan filmin son sahnesinde, Victoria’yı yine sabaha karşı tek başına ıssız bir sokakta yürürken görüyoruz ve 140 dakikalık serüveni boyunca bir an plan değiştirmeyen kameramız burada kararıyor. Öyle ki Schipper diyor ki: “Bu bir banka soygunu filmi değil, bu bir banka soygunu!”. Bizler de filmi izlediğimizde ona kesinlikle hak veriyoruz.

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here