Deprem birçok yıkıcı sonucu beraberinde getirir. Bunlardan biri de yapılarda oluşan hasarlardır. Maalesef bu hasarlar çoğu zaman onlarca insanın hayatını kaybetmesine sebep olmaktadır. Binalar inşa edilmeden önce bir takım tedbirlerin alınması zorunludur. Bu  tedbirler depremlerin yıkıcı etkisini en aza indirmeyi hedeflemektedir.

HANGİ TÜR BİR SORUMLULUK VAR?

Müteahhitlerin sorumluluğu hukuken haksız fiil sorumluluğuna dayanmaktadır. Haksız fiil sorumluluğunun temelinde başkasına hukuka aykırı eylemiyle zarar veren kişi sorumlu olur ilkesi yatmaktadır. Dar anlamıyla kusurdan sorumluluğu ifade eder. Haksız fiilin unsurları fiil, kusur, hukuka aykırılık, illiyet bağı (nedensellik), zarardır. deprem sonrası oluşan hasarlarda haksız fiilden bahsedebilmek için ise bu unsurların tam olması gerekmektedir.

Birer birer incelenecek olursa;

Fiil; müteahhitlerin yapıları inşa sürecinde ortaya koyduğu davranışlardır. Bu davranışlar icrai olabileceği gibi ihmali de olabilmektedir. İcrai davranışlara örnek olarak müteahhidin kolonlara koyduğu demirlerin miktarı, betonların teknik incelemesinin yapılması verilebilir.

İhmali davranışlara ise mevzuata uygun yapılması gereken  müteahhidin sorumluluk alanındaki, fiilerin yapılmaması girmektedir.

Örneğin; zemin etüt raporuna uymayan yerde yapı inşa etmek. Kusur, haksız fiilin subjektif olarak kişiye atfedilebilmesidir. Haksız fiilden sorumlu olabilmek için yapılan eylemin kusurlu olması gerekmektedir. Mesela, konulan beton miktarının yetersiz olması müteahhidin kusurlu eylemini oluşturur.

Hukuka aykırılık; hukuk düzeni normlarına uymayan, yasaklı hareketlerdir. Toplum düzeninin sağlanabilmesi için uyulması gerekilen fiillere aykırı hareket edenler hukuken sorumlu olurlar.

Zarar; kişinin mal varlığında veya şahıs varlığında iradesi dışında ortaya çıkan eksilmedir. Depremde oluşan zararlar ise binaların hasar alması ya da tamamen yıkılması , yapıların içindeki eşyaların ve diğer şeylerin zarar görmesidir.

İlliyet bağı; mağdurun zararının zarar doğurucu eylemi ortaya koyan failin fiilinin sonucunda oluşmasıdır.sorumluluğun temel şartlarından biridir.depremde ortaya çıkan zararın müteahhitin eylemiyle nedensel olması gerekmektedir.

MÜTESELSİL SORUMLULUK VAR ?

Deprem sonrası zarar gören yapılarda sadece müteahhit değil aynı zamanda ilgili mimarlar, mühendisler ve yüklenicilerde müteselsilen oluşan zararlardan sorumludurlar. Ayrıca idare de sunduğu hizmetlerden oluşan zararlardan sorumludur.

ZAMANAŞIMI NE ZAMAN BAŞLAR?

Deprem sonrası zararlarda sorumluluk haksız fiil sorumluluğu olduğu için genel kural:

Tbk 72: (1) tazminat istemi zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren  bir fiilden doğmuşsa bu zamanaşımı uygulanır.

(2) haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir.

Görüldüğü üzere genel kurala göre tazminat istemi haksız fiilde on yılın geçmesiyle zamanaşımına  uğramaktadır. Depremde zarar gören yapılarda ise bu tarihin ne zaman başlayacağı önem arz etmektedir. Hukuka aykırı eylemle zararın ortaya çıkması zamansal olarak birbirini takip eden kısa bir sürede gerçekleşmemekte ve zarar daha sonra ortaya çıkabilmektedir.

Haksız fiil sorumluluğu için ise sayılan tüm unsurların gerçekleşmiş olması gerekir. Deprem sonrası zarar gören yapılarda ise zararın ortaya çıktığı tarih depremin meydana geldiği ve zararı ortaya çıkardığı tarihtir. Bu halde binanın yapım tarihinden itibaren on yıl geçse dahi sorumluluk devam etmektedir. Yargıtay da 2003 senesinde verdiği genel kurul kararında ifade etmiştir.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, “Deprem nedeniyle oluşan zararların tazminine ilişkin davalarda, deprem tarihinin zamanaşımı sürelerine başlangıç olarak alınması gerektiği”ne karar verdi.

…..Somut olay yönünden önem taşıyan yön, alacaklının zararın varlığını öğrenmesi koşuludur.

Açıktır ki, zararın varlığını öğrenme koşulu, öncelikle zararın gerçekleşmiş olmasını gerektirir: Henüz gerçekleşmemiş bir zararın, herkes gibi, o zararın tazminini isteyebilecek olan alacaklı (zarar gören) tarafından da öğrenilmesi mümkün değildir. Başka bir ifadeyle, hukuka aykırı fiil işlenmesine rağmen, onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış; zararın ortaya çıkması için, fiil tarihinden sonra birtakım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise, doğal olarak zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması da mümkün olmayacaktır…

…. Söylenenler biraz daha açılırsa: Hukuka aykırı ve ancak henüz herhangi bir zarar doğurmamış bir fiilin işlenmiş olması, tek başına yasal 10 yıllık zamanaşımı süresinin başlayabilmesi için yeterli değildir. Zira, yukarıda değinildiği üzere, bir fiilin haksız fiil olarak nitelendirilebilmesi için, diğer koşullar yanında, onun bir zarara neden olması da zorunludur. Kendisinden kaynaklanan bir zarar bulunmadıkça, bir fiilin hukuka aykırılığından söz edilebilirse de, henüz bir haksız fiil olarak kabulü mümkün değildir. Böyle durumlarda, zarar doğuncaya kadar, ortada sadece hukuka aykırı bir fiil bulunur; dolayısıyla, bu aşamada, haksız fiilin unsurlarından sadece hukuka aykırılık ve -koşulları varsa- kusur unsurları gerçekleşmiş olur. O fiilin, hukuka aykırı bir fiil olmaktan çıkıp, haksız fiil niteliğine dönüşebilmesi ise, ancak diğer iki unsurun; bir zararın doğması ve zarar ile fiil arasında nedensellik bağının bulunması unsurlarının birlikte gerçekleşmesiyle mümkündür.

Kısaca, hukuka aykırı bir fiil, bütün bu koşulların birlikte gerçekleştiği andan itibaren haksız fiil niteliğine bürünür; o potansiyeli taşıdığı halde henüz nedensellik bağını da içeren bir zararı doğurmamış olan hukuka aykırı nitelikteki bir fiil, zararın doğacağı ana kadar haksız fiil olarak nitelendirilemez. Dolayısıyla, haksız fiil, zorunlu olarak, bir zarar doğurduğu anda bütün unsurlarıyla tamam olur ve ancak o tarihte işlenmiş sayılabilir.

Başka bir anlatımla binanın yapımı, yönetmeliğe aykırı olmasına karşın, o tarihte zarar doğmadığından davacının anılan tarihte bir talep hakkı da olamayacaktır. Bir hakkın, bu bağlamda ödence isteminin doğmadığı bir tarihte, zamanaşımının başlatılması hakkın istenmesini ve elde edilmesini güçleştirir, hatta olanaksız kılar. Binanın yapım tarihinde, davalının hukuka aykırı eylemi gerçekleşmiştir. Ancak ortada henüz bir zarar bulunmamaktadır. Yukarıda değinildiği gibi, her hukuka aykırı eylem, zararın oluşmasına neden olmayabilir.

Binanın yapımı sırasında oluşan hukuka aykırılık eylemi, depremin oluşumu sonucunda zararı doğurmuştur….[1]

[1] Yargıtay HGK ESAS:2003/4603 KARAR:2003/594 kaynak: www.kazancıiçtihat.com

DASK NE KADAR  ZARARI KARŞILIYOR?

Zorunlu deprem sigortası yaptırmak deprem sonrası zararın karşılanması için büyük fayda sağlıyor. Fakat DASK bütün zararları karşılamıyor. Teminat aldığı aldığı zarar kalemleri sınırlı sayıdadır. Ayrıca DASK tarafından belirlenen azami teminat tutarı ise 1 Ocak 2020’den itibaren geçerli olmak üzere 240.000 TL’dir.

HER BİNA DASK TEMİNATI ALTINDA MI?

ZORUNLU DEPREM SİGORTASI KAPSAMINA GİRMEYEN BİNALAR :

-9/11/1983 tarihli ve 2946 sayılı Kamu Konutları Kanununa tâbi olan veya kamu hizmet binası olarak kullanılan binalar ve bağımsız bölümler,

-Köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli oturanlarca köy yerleşik alanları ve civarında ve mezralarda yapılan binalar,

-Tamamı ticari veya sınai amaçla kullanılan binalar,

-Projesi bulunmayan ve mühendislik hizmeti görmemiş binalar,

-Taşıyıcı sistemi olumsuz yönde etkileyecek şekilde tadil edildiği veya zayıflatıldığı tespit edilen binalar,

-Taşıyıcı sistemi olumsuz yönde etkileyecek şekilde ilgili mevzuata ve projeye aykırı olarak inşa edilen binalar,

-Yetkili kamu kurumları tarafından yıkılmasına karar verilen binalar ile mesken olarak kullanıma uygun olmayan, bakımsız, harap veya metruk binalar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here