Çin, Küresel Liderlik İçin Amerika’ya Meydan Mı Okuyor ?

Xi Jingpin Çin
Xi Jingpin Çin / Ellie Foreman - Peck

Her iki ülke de dünyadaki konumlarını yeniden değerlendiriyor fakat zıt yönlere bakıyorlar. Amerika, küresel sorumlulukları üstlenmekten uzak dururken Çin ise bu yönde adımlar atmayı tercih ediyor. Böylece iki taraf da pozisyonlarını birbirinden tamamen farklı şekillerde yeniden değerlendiriyor. Trump yönetimi tavşan gibi, bir politikadan bir diğerine atlıyor; bazen kendisi ile çelişerek  rakiplerinin eline adeta altın bir tepside bu çelişkileri sunuyor. Çin ise kaplumbağa misali, başını kabuğundan dışarı dikkatle uzatıyor; yavaş ve özenli adımlar atıyor. Aesop, bize yıllar önce bu yarışın nasıl sona ereceğini söylemişti…

Çin’in yol gösterici dış politika ilkesi, 1992’de Deng Xiaoping’in açıkladığı gibi “ülke düşük profilde kalmaya devam etmeli, liderliği asla almamalı ve farklılık göstermeli.” iken; bu ilke, 2010 yılında Çinli yetkililerin “ülke aktif bir şekilde fark yaratmalı” demeye başlamalarıyla değişmeye başladı. Başkan Xi Jinping, Ocak ayında İsviçre’deki Dünya Ekonomik Forumu için Davos’a gittiğinde, bu ilkeyi daha da ileri bir noktaya taşıyarak Çin’in ekonomik küreselleşmeye yol göstermesi gerektiğini açıkladı.

Yetkililer arasında bu varsayımları güçlendiren, Pekin’deki diplomatların değiştirildiğine dair bir dedikodu da dolaşıyor. Dedikoduya göre Başkan Xi’nin konuşmasının ilk taslağı, Çinli liderlerin yurt dışında tartışmasız konuşmaktan hoşlandıkları yerli ekonomi üzerineydi. Fakat Xi’nin konuşmasının bu taslağını reddettiğini ve Çin’in dünya görüşü üzerine dair daha çok yazmak için yabancı danışmanlar getirdiği söyleniyor. Bu dedikodu gerçek ya da değil, Xi’nin konuşması ton ve konu bakımından çarpıcı bir şekilde uluslararası düzeydeydi.

Bir gün sonra  Xi, görüşünü daha açık bir şekilde ortaya koydu. Cenevre’deki BM toplantısında, “iradesini başkalarına dayatan bir hegemonya”dan söz etti ve Amerika’yı Sparta’nın yükselen Atina’yı kabullenemediği zaman eski Yunanistan’a has bir felaket olan “Thucydides tuzağı” hakkında uyardı. Şubat ayında Xi, Pekin’deki güvenlik konferansına “Çin’in uluslararası topluma daha adil ve rasyonel yeni bir dünya düzeni için yol göstermesi gerektiğini” belirtti. Daha önce Xi, Çin’in “yalnızca böyle bir dünyayı inşa etmede rol oynaması” gerektiğini düşünüyordu.

Bir zamanlar Amerika, Çin’i küresel oyuna adım atması için çağırırdı. 2005 yılında ilk olarak Robert Zoellick, ardından ABD Dış İşleri Bakan Yardımcısı, Çin’ e uluslararası sistemden sorumlu paydaş olması için çağrıda bulunmuştu. Ancak hiçbir şey olmamıştı. 2008 mali krizinden sonra Çin’de ve Batı’da “Çin Modeli” ya da “Pekin Konsensüsü” hakkında heyecanlı konuşmalar yapıldı. Bu, sözde Washington konsensüsüne alternatif olan ve gelişmekte olan ülkeler için serbest piyasa ekonomisi politikalarının reçetelendiği bir alternatifti. Ancak Çin modelini destekleyenler, diğer ülkeler tarafından modelin benimsenip benimsenmemesi konusunda bir şey demeseler de Washington konsensüsünü reddetmek konusunda haklıydılar.

Çin Küresel Liderlik İçin Mücadele Ediyor Mu ?

Çin, küresel liderlik için Amerika’ya meydan okuyor mu? Bu soruya cevap vermek için, Çin’in politik sisteminin çalışma şekli ile başlamak gerekiyor. Başkanlığa ait konuşmalarda politikalar tam olarak nadiren ortaya çıkar. Yetkililer, hükümete yeni politikalar başarısız olması durumunda geri adım atacak bir zemin hazırlamak için istenilen değişiklikler hakkında hemen göze çarpmayan sinyaller vermeyi tercih ederler. Sinyaller, benzer işaretlerin tekrardan verilmesiyle daha da belirgin bir hale gelir ve ayrıntılı bir şekilde devlet kanallarında kontrollü bir şekilde tartışılır. Dış politika alanında bunların neredeyse hepsi gerçekleşiyor.

Xi’nin Davos ve Pekin’deki yorumlarından kısa bir süre sonra Başbakan Li Keqiang, yıllık çalışma raporunu verdi. Rapor, alışılagelmişin dışında dış politika hakkında uzun paragraflar içeriyordu. Küresel anlamına gelen “quanqiu” ve küreselleşme anlamına gelen “quanqiuhua” dan 13 defa bahsedilirken geçen sene ise yalnızca 5 defa bahsedildi.

Xi’nin küreselleşme ve yeni dünya düzeni ile ilgili yorumlarından “iki rehber” olarak coşkuyla bahsediliyor ve eski Çin modelinin aksine, diğer ülkelere satış yapmak isteyen ülke üzerine tartışılmaya başlandı. Bu tam olarak “Çin Çözümü”nü ifade ediyor.  Söz konusu ifade ilk kez geçen temmuz ayında Çin Komünist Partisi’nin kuruluşunun 95. yıl dönümünde belirtildi. Xi’nin kutlama konuşmasında “Çin halkının insanlığın daha iyi sosyal kurumlar arayışında bir “Çin Çözümü” sağlayabileceklerinden tamamen emin olduklarını ileri sürdü. Bu açıklamanın ardından “Çin Çözümü” çok popüler oldu ve Çin’in en popüler arama motoru olan Baidu’da “Zhongguo Fang” (Çin Çözümü) 22 milyon defa aratıldı.

Daha hiç kimse “Çin Çözümü’nün ne olduğunu anlayabilmiş değil. Ancak, ne anlama gelirse gelsin, her şey için bir tane anlamı var; amaç, devletin küresel anlamda söz sahibi olması mı? Partinin gazetesi People’s Daily, 2017 mart ayının ortasında bunun bir “Çin Çözümü”  olduğunu söyledi. Yoksa iklim değişikliğine mi yönelik? Hükümetin özel iklim elçisi Xie Zhenhua, “Southern Metropolis” gazetesine yaptığı açıklamada, bir sonraki adımın “Çin’in kendi çözümünü getirmek” olduğunu söyledi.  Resmi makamlar için haftalık çıkarılan “Study Times”, 2017 ocak ayındaki bir makalesinde “Hukukun üstünlüğünü güçlendirme sorunu için bile bir “Çin Çözümü”nün olduğunu iddia etti. Orta Asya’daki altyapıya yönelik milyar dolarlık yatırımlar, Çin’in yoksulluk ve istikrarsızlığa karşı bir çözümüdür ve bu böyle devam ediyor. Araştırmacı David Kelly, destekçilerinin gelişmekte olan ülkeleri hedeflediği söylenen Çin Modeli’nin aksine, Çin Çözümü politikası herkese yönelik ve buna “Batılı ülkelerin de dahil” olduğunu belirtiyor.

Bu bir değişikliği de işaret ediyor. Çinli liderler, Çin modelini asla övmezler; hayranları ağırlıklı olarak Çinli akademisyenler ve ülkenin batıdaki pon-pon kızlarıdır. (Deng, popüler model olmadan çok önce Gana’nın başkanına şu tavsiyede bulunmuştu: “Çin modelini takip etmeyin.”) Çoğu yetkili buna karşı dikkatli davranıyor çünkü bu model, Çin’in yasalarını başkalarına vermesi olarak yorumlanabilir ve bu Çin’in diğer ülkelerin içişlerine müdahale etmeme prensibi ile de çelişiyor. Buna karşılık, Çin Çözümü fikrini Xi ileri sürdü. Başbakan’ı da çalışma raporuna dahil etti. Öyle gözüküyor ki, Çin şimdi başkalarına patronluk yapma konusunda daha rahat davranıyor.

Bu sadece daha büyük bir rol oynamak için liderlik kararlılığını değil, Çin’in bunu yapabileceğine olan kendine güveninin de arttığını yansıtıyor. Çin’in kendine olan güveni, son zamanlarda görülen dış politika başarıları ile daha da güçlendi. Geçtiğimiz yıl uluslararası bir mahkeme, Çin’in Güney Çin Denizi’nin çoğunda egemenlik iddialarına karşı karar verdi. Ancak Çin, derhal davayı yargıya getiren Filipinler’i ikna etti, Amerika ile arasındaki yakın ilişkilerden kaçındı ve büyük miktarda Çin yatırımını kabul eden bir anlaşma imzaladı. Çinli liderler, mahkemenin kararına rağmen, 2016 yılının Güney Çin Denizi’nde onlara iyi bir yıl geçtiği sonucuna vardı.

Kesinlikle Xi’nin en iddialı dış politikası “Bir Kuşak ve Bir Yol” denilen (One Belt and One Road ) girişimiydi. Proje, Çin ile Avrupa arasındaki eski İpek Yolu boyunca altyapı yatırımlarını içeriyor ve projede geçen yıl imzalanan sözleşmelerin değerinin 1 milyar dolar olmasına ramak kalmıştı. 2013’te başlayan bir şey için fena rakam değil- 60’tan fazla Kuşak ve Yol ülkesine yapılan Çin ihracatı Amerika’yı ve Avrupa Birliği’ni çoktan geçti. Mayıs ayında Xi, bir gün büyük önem taşıyacak ve transatlantik ticaretine rakip olacak bu projeyi kutlamak ve ilan etmek için büyük bir zirvesi düzenleyecek.

Ancak ” küreselleşmeye rehberlik etmek” ve “Çin çözümlerinden” söz etmek, Çin’in var olan küresel düzene sırtını çevirdiği ya da Amerikan liderliğine meydan okuduğu anlamına da gelmiyor. Çin, ne bir şeyleri devirmeye meyilli bir devrimci güçtür ne de küresel kontrolü ele geçirmeye çalışan bir gaspçıdır. Sadece, sistem içindeki nüfuzunu genişletmek isteyen revizyonist bir güçtür.

Çin, Amerika’nın ve Japonya’nın ardından BM bütçesine en büyük bağışı veren üçüncü ülke ve aynı zamanda Amerika’nın ardından BM Barış Gücü’ne en büyük ikinci katkıyı veriyor. Ayrıca Çin, geçtiğimiz yıl G20 zirvesine başkanlık etti. (Çin’in G20’nin kararlarına uymak konusunda ortalamanın üzerinde bir kaydı var.) Son zamanlarda çok taraflı taahhütlerini arttırdı. 2015 yılında Yuan’ın IMF’nin beş rezerv para biriminden biri olarak kabulünü sağladı. Dünya Bankası gibi geleneksel bankalardan esinlenen Asya Altyapı Yatırım Bankası ve Yeni Kalkınma Bankası gibi iki finans kuruluşu kurdu. Ticaret ve finans hakkındaki küresel kurallar, görünüşe göre Xi’nin savunmaması için çok önemliydi.

Çin, gün geçtikçe Birleşmiş Milletler’de daha aktif bir katılımcı haline geliyor, ancak bunun yanında egemen olmaya da çalışmıyor. Kuzey Kore’ye yönelik yaptırım politikasını başlatmaktan ziyade tepki veriyor. Ülke içinde kapsamlı terörle mücadele operasyonları yürütmesine rağmen, IŞİD’e karşı yürütülen operasyonlara, liderlik yapmak bir yana, katılmaya bile pek ilgi duymuyor.

Fakat Xi’nin hırslarına ülke içinde kısıtlamalar var. Çin’in geniş bürokrasisi, her şeyde olduğu gibi dış politikada da değişime direniyor. Avustralya’ya yaptığı son gezide Dışişleri Bakanı Wang Yi, Çin’in “kimseyi yönetme niyetinde olmadığını” söyledi. Xi ile çelişmemekle birlikte başkanın yeni bir dünya düzenine rehberlik etme arzusunu da yansıttı. Pekin merkezli düşünce kuruluşu olan “Dünya Kalkınma Enstitüsü’nden” Ding Yifang, benzer biçimde “Çin Çözümü”ne karşı temkinli davranıyor. Yaptığı açıklamada “evrensel ideallere sahip olmadıklarını ve o kadar da iddialı olmadıklarını” belirtti.

Çin’in Özellikleri ile Küreselleşme

Peki, pratikte Çin’in mütevazı yeni kararlılığı ne anlama geliyor? Bir örneği iklim değişikliği politikasında bulunabilir: Çin, 2008’de küresel bir iklim anlaşmasının önündeki en büyük engellerden biriydi, fakat şimdi onun sözleri iklimle ilişkili diplomaside anadil olarak kullanılıyor. Xi ve Barack Obama arasındaki karbon emisyonlarıyla ilgili anlaşmanın bazı bölümleri, 2016 Paris İklim Anlaşması’na toptan dâhil edildi. Çin, bu anlaşmanın “ortak ve farklılaşmış sorumluluklar” olarak bilinen şeyleri nasıl tanımladığına, diğer bir deyişle her ülkenin ne kadar emisyon azaltmaktan sorumlu olduğuna karar verilmesi konusunda yardımcı oldu.

2016 yılında G20’nin başkanı olan Xi, iklim değişikliği ile mücadeleyi grubun öncelikli politikası yaptı. Fakat Çin’in o dönemde etkisi Amerika ile olan anlaşmasıyla artmıştı. Şimdi ise Trump, selefinin iklim politikalarını parçalamaya başladı. Greenpeace’den Li Shou, İklim Elçisi Bay Xie’nin 2017 Ocak ayında yaptığı açıklamada olduğu gibi Çin’in bu nedenle yalnız devam etmeye hazırlandığını belirtti. Çin Çözümü’ne belki de ilk defa pratik olarak iklim değişikliği konusunda başvurulacak.

Xi’nin Davos’taki konuşmasından kısa süre sonra, Dışişleri Bakanlığı’nın üst düzey yetkililerinden biri olan Zhang Jun, Çin’in dünyadaki değişen konumuna parmak bastı. Hong Kong gazetesine verdiği demeçte, “Çin’in öncü olmaya çalışmasından ziyade öncülerin bir adım gerileyerek yerini Çin’e bıraktığını söyleyebilirim.” dedi. Ancak yetkililer Deng’in önde olmak konusunda duyduğundan daha az şüphe duyuyorlar. Bay Zhang’ın dediği gibi “Çin’den liderlik rolünü oynaması bekleniyorsa, onun getirdiği sorumlulukları üstlenecektir.

Kaynak: Economist.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here