Illustration by Robert Neubecker

Meraklar bir sonraki büyük start-up’ı tanımlamaya yönelik olsa da, son on yıldaki teknoloji endüstrisi öyküsünü başlıca Apple ve Google oluşturuyor. İki şirketin yarattığı zenginliğin hiçbir örneği yok. Sekiz yıl önce, ikisi de dünyanın en değerli ilk 10 şirketi arasında yer almıyordu ve toplam piyasa değeri 300 milyar dolardan azdı. Şuan ise Apple ve Alphabet (Google’ın ana şirketi), 1.3 trilyon doları aşan toplam piyasa değeri ile iki en değerli şirket konumunda.

Bu  iki dev kapitalist canavar, akıllı telefondan akıllı eve,ses cihazlarından (spekülasyonlar eğer doğruysa) otomobil sektörü gibi çeşitli pazarlarda giderek karşı karşıya gelmeye başladılar. Ancak Apple ile Google arasındaki en büyük çarpışma ise daha tam olarak ortaya çıkmadı. İki şirket, hissedarlar ve geleceğe yönelik tutumları konularında tamamen farklı yaklaşım benimsemişe benziyor. Biri yatırımcıların taleplerine kulak asarken diğeri; gücü, kurucularının ve yöneticilerin elinde tutmaya çalışıyor. Bu durum iki şirket arasındaki basit rekabetin oldukça ötesinde çünkü iki şirket birbirine alternatif iki kapitalizm modelini somutlaştırıyor ve kazanan kesinlikle kapitalist ekonominin geleceğini şekillendirecek. 

2012 yılında, saygın bir öz sermaye araştırma analisti olan Toni Sacconaghi, Apple için radikal bir hareket içeren rapor yayınladı. O ve diğer analistler defalarca Apple’ın CEO’su Tim Cook’u, Apple’ın 2011 sonunda 100 milyar dolara yaklaşan nakit stokunu, pay sahiplerine dağıtması konusunda düşünmeye şevk etti.  Cook, Steve Jobs gibi bu çağrılara direniyordu ve Steve Jobs’un ifade ettiği  gibi “tozlarını kuru tutarak” “gelecekte daha stratejik fırsatlardan” faydalanmaya çalışıyordu.

Ancak Apple’ın bu çağrılara hemen katılmaması için bir başka nedeni daha vardı: Şirketin çoğunluğu, 1980 yılında İrlanda’daki Apple Operations International şirketinin tesadüfen oluşturulması nedeniyle İrlanda’da idi. Bu nedenle Apple için ABD dışındaki kazançlarının ABD’ye geri dönmesi daha çok vergi ödemek anlamına geliyordu. Bu yüzden Sacconaghi ortaya cesur bir düşünce attı: Apple, ABD’de 100 milyar dolar ödünç almalı ve daha sonra kar payı şeklinde pay sahiplerine ödeyerek karları paylaşmalı. Teklifin olağan dışı doğası, finansörlerin dikkatini çekti ve Sacconaghi’nin Cook üzerine baskı yapmasını öngören amacına hizmet etti. Bir hafta sonra, Apple karlar yoluyla nakit dağıtmayı planladığını açıkladı.

Sacconaghi’nin raporunun sonuçları Silikon Vadisinde kaybolmamıştı ve Google üç hafta sonra rapora yanıt verdi. O tarihte, şirketin 2004 yılında halka açıldığı sırada koyduğu hisse yapısı kırılganlaşmaya başlamıştı. Bu orijinal düzenleme, Google’ın kurucularının daha fazla hisse çıkarılınca mülkiyet payları küçülse bile, şirket üzerinde oy kullanma kontrolünü elinde tutmalarına olanak sağlıyordu. Önemli nokta, bu yapının “Google’ı dış baskılardan ve kısa vadeli talepleri karşılamak için gelecek fırsatlarını feda etmekten ” koruyacak olmasıydı. Ancak, Apple’ın Mart 2012’de yaptığı açıklamaya kadar, Google’ın kurucuları hisse satmaya devam ettikleri ve çalışanlara tazminat paketlerinden hisse ihraç etmeye devam etmelerinin sonucu olarak dış etkilere karşı olan bu siper etkisiz hale gelmeye başladı. Apple’ın ortaklarına taviz vermesinden birkaç hafta sonra Google’ın kurucuları, benzer bir duruma karşı savunma yapacakları yeni bir paylaşım yapısı ilan etti. Yeni yapı, kuruculara hisselerini normal hisse senetlerinin oy gücünün 10 katı kadar oy hakkı veriyor ve şirketin stratejisinin uzun süreli olmasına yol açıyor.

Bu olayların ardından Google ve Apple’da olan biten,  21. yüzyıl başlarındaki kapitalizmi tanımlayan hikayenin bizzat kendisidir.

Apple cephesine baktığımızda, 2012 yılında Apple’ın kar paylarını ödemeye başlama kararı, hissedarları doyurmamış; tam tersi, daha geniş bir isyan yaratmıştı. Birkaç yüksek riskli yatırım fonu , daha büyük ödemeler isterken bazı hissedarlar Apple’ın bir vergi faturası kadar yüksek olmamış bir şekilde çok daha fazla parayı serbest bırakmasına izin verecek yeni bir tür hisse senedi olan “iPref”i isteyerek Apple’a dava açmışlardı. Bunun sonucu olarak Apple, 2013 ve 2014 yıllarında nakit dağıtma taahhütlerini artırdı. 2013’ten Mart 2017’ye kadar şirket,  200 milyar dolarlık kar dağıtımı ve geri alım işlemi gerçekleştirdi. Ve bunun finansmanına yardımcı olmak için, Apple 99 milyar dolar borç alarak Sacconaghi’nin vizyonu gerçekleştirdi.

Peki aynı dönemde Google ne yaptı diyecek olursak ilk olarak Apple gibi milyarlarca dolar para kazandı. Fakat, Apple’nın %72’lik hissedarlara yaptığı ödeme oranına karşın Google, yalnızca %6’lık bir oranı hissedarlarıyla paylaştı.

Apple ve Google‘nin benimsediği yaklaşımlar bugün kapitalizmin karşılaştığı önemli sorulardan birine yanıt veriyor: Halka açık şirketler, kazandıkları parayla ne yapmalı ?Şirketler çok önemli  kârlar kazandığında bile , yatırım ve büyüme için kârlı fırsatların yetersizliği, nakit fazlaları yaratıyor. Bu dengesizlik, şirket bilançolarında 2 trilyon dolara kadar çıkabiliyor.

Şirketler büyümelerini finanse etmek için ihtiyaç duyduklarından daha fazla kazanç elde etmeye devam ederken karşımıza şu soru çıkıyor : Tüm bu karlarla ne yapmaları gerektiğini kim belirleyecek? Yöneticiler mi yoksa yatırımcılar mı? Kurucuların ve yöneticilerin yönetim yapısıyla yalıtılan yüce saltanat Google’ın cevabı yöneticiden yanayken, büyük bir yönetici ve hissedarı olmayan Apple’ın yanıtı yatırımcıdan tarafa. Her şirket neden bu yaklaşımı benimsiyor diye soracak olursak cevap gayet basit: Bu iki strateji, modern kapitalizmin merkezinde, mülkiyetin ve kontrolün ayrılmasıyla ilgili bir konunun farklı yönlerini yansıtıyor.

Kısacası, şirket sahipleri artık daha önce küçük ölçekli işletmelerde oldukları gibi yönetici değiller ve şirket sahipleri yöneticilerden yardım almak zorunda olduğunda. Bir kişi veya bir grup başkalarını etkileyen bir karar aldığında ortaya çıkan sorunu tanımlamak için ekonomistlerin “asil-vekil” olarak adlandırdıkları sorun ortaya çıkıyor.

Apple’da olduğu gibi şirkete yatırımcıların hakim olması “asil-vekil” sorunuyla başa çıkmak için iyi bir yol gibi duruyor çünkü yöneticiler şirket sahiplerinden daha başarılı olabilir. Başarısız ürünlere (Google Plus örneğini hatırlayın) ve yöneticilerin evcil projelerine gereksiz para harcamanın önüne geçer.

Fakat Apple’a baskı yapan yüksek riskli yatırımcı fonları, yalnızca hızlı kazançlarla ilgilenen ve ilk etapta kendilerine sermaye tahsis eden emeklilik fonları gibi uzun vadeli faydalanıcılarına hizmet etmeyen korkunç “kısa vadeli” yatırımcılardır. Yatırımcı olan yüksek riskli yatırımcılar, sabırsızdır ve zaman ufkunu kısaltarak ekonomiyi mahvettikleri yönündeki tartışmaya konu olmaktadırlar.

Google tarafından somutlaştırılan yönetim modelinin savunucuları ise, farklı bir “asil-vekil”sorunu hakkında endişe ediyorlar. Yatırımcıları görmezden gelen yöneticilerden endişelenmek yerine, yatırımcıların şirketin uzun vadeli başarısından fayda sağlayacak insanlara hizmet etmeyeceğinden endişe ediyorlar.

Peki Kim Haklı? Hangisi “Asil-Vekil” Sorunu Konusunda Daha Endişeli ?

Borsa getirileri bir yana, kusursuz olmamakla birlikte bu soruya yanıt olarak Apple’dan çok daha iyi bir performans göstermesi nedeniyle Google diyebiliriz. Ancak, zaman aralığı son bir yıl olarak alınırsa, durum tam tersine dönüyor. Bu nedenle,  Apple mı yoksa Google  mı finansal stratejileri şekillendirecek bu uzun yıllar bilinemeyecek.

Daha da Önemlisi, Bu Stratejiler Normal İnsanların Hayatlarını Nasıl Etkileyecek? 

Kapitalist bir sistemde, sermayenin etkili bir şekilde kullanımı amaçlamakta olup işçilerin paranın en üretken içinde kullanıldığında daha iyi ücret alma ihtimaline sahip olduğunu iddia edebiliriz. Bir dereceye kadar, her bir sistem, kârların nereden ve nasıl yatırıldığına kimin karar vereceği ile ilgilidir. Yöneticiler kârlarını yeniden tahsis ettiğinde, bu yeniden dağılım, şirketlerin onlarca yıl içinde inşa ettikleri yetenek ve bilgiden faydalanır.

Bununla birlikte, yatırımcıların karları dağıttı durumda ise, dağıtımın kapsamı daha geniş olabilir ve teorik olarak daha fazla yenilik getirebilir. Fakat bu yatırımcıların önceden var olan kurumsal yetenekleri yoktur ve kısa vadeli planlarından zarar görebilirler.Bu açıdan baktığımızda, Google’ın modelinin sorunları önemli olmakla birlikte, ayrıca takdir edilmektedir. Apple modelinin aşırılıkları ve hisse geri satın alımlarının yaygın şekilde yaygınlaştırılması aynı derecede tehlikeli ve iyi anlaşılmamıştır.

Peki Kapitalizmin Hangi Modeli Gelecekte Egemen Olacak?

Son on yılda egemen olan kurumsal finans modeli Apple’ın modeli idi. Şirketler hisse geri alımları yoluyla nakit dağıtmakta ve bu dağıtımları hızlı bir şekilde finanse etmek için borç almakta. Deere, IBM, Amgen ve 3M gibi Amerikan şirketleri gücü gittikçe yatırımcılara veriyor.

Bu iki modelin de önemi çok yakında daha da artabilir.Çünkü federal düzeyde vergi reformunun, şirketlerin sahip olduğu off-shore nakit paranın kilidini açacağı ve ardından gelen para akışının ekonomide yeniden bir yere bir bir şekilde tahsis edilmesi gerektiği gibi gerçek bir olasılık var.

Yazan: Mihir A. Desai

Çeviren: Atakan Yılmaz

Kaynak: The Atlantic

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here