Cuma, Haziran 14, 2024

Darbelerin Lekelediği Davudi Ses; Hasan Mutlucan

Sağlıklı bir ruh sağlığına sahip her insanın, yaşadığımız darbelerden nefret etmek için birçok nedeni vardır. Olmalıdır. Türkiye’de 1980 yılında yaşanan askeri darbe, onu gerçekleştirenler de bu duruma bir istisna değiller. Ancak benim onlardan nefret etmem için farklı bir nedenim daha var. O nedenin altında muhteşem bir davudi ses olan “Hasan Mutlucan” yatmaktadır.

Türkiye’nin gelmiş geçmiş en epik seslerinden olan sanatçı, 1 Mart 1926’da, Rizeli bir baba ve İzmirli bir annenin ortanca çocuğu olarak İzmir’de dünyaya gelir. Altı yaşına geldiğinde ise babasını kaybeder. 13 yaşına kadar İzmir’de yaşayan sanatçı, annesinin başka bir adamla evlenmesi sonucu İstanbul’a gelir. Burada hem okul yaşantısına devam etmekte hem de bir tiyatroda dekoratör çırağı olarak çalışmaktadır. Birgün tiyatrodaki bir oyun sırasında oyunculardan birisi rahatsızlanınca rol Hasan Mutlucan’a verilir. Repliği çok kısadır ve sahnede sadece: ”Burası Kaf Dağı, ne işin var burada” repliğini söyler. Ancak o etkileyici sesi, seyirciler arasında bulunan Muhsin Ertuğrul’u çok etkiler. Tiyatro’da çalışmaya başlayan Mutlucan, daha sonraları Muhlis Sebahattin ile tanışır ve onun operet kumpanyasına katılır. Bu sayede Anadolu’nun her yerine turneler vasıtasıyla giden Mutlucan, Anadolu Türkülerini bu vasıtası ile iyice bağlanır. Muhlis Sebahattin’in ölümü sonrası da operayı bırakır ve Münir Nureddin Selçuk yönetimindeki İstanbul Belediye Konservatuarı Klasik Türk Musikisi bölümüne girer. Fakat o sıralar İstanbul Radyosu müdürü olan Mesud Cemil tarafından kendisine çok iyi bir halk müziği kulağına sahip olduğu ve Münir Nureddin’den aldığı eğitimin bu kulağı bozabileceği söylenir. Türkülere aşık genç sanatçı bu uyarı üzerine eğitimini yarıda bırakır. Bu arada inanılmaz kalitedeki bas sesi de iyice popülerleşmiştir. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü sanatçıya çok kez tekliflerde bulunsa da, Hasan Mutlucan kararını vermiştir ve halk müziği seslendirecektir.(Faust operasını seslendirmesini isteyecek kadar kendisine güvenilmektedir.)

1973 yılına gelindiğinde bu davudi sesi tanımayan yoktur neredeyse. Sesindeki o epik hava Sadi Yaver Ataman tarafından fark edilir ve kendisini kahramanlık türküleri okuması yönünde teşvik eder. Aynı yıl Hasan Mutlucan, “Kahramanlık Türküleri” adıyla bir kaset çıkartır ve liste başı olur. Seslendirdiği türküler, o yıllarda kaotik bir dönemden geçen ülkemizde ilgiyle takip edilmiştir. İktidar da bu epik sesi propaganda amacıyla kullanmaya karar verir. Bir sene sonra yapılan Kıbrıs Barış Harekatı’nda neredeyse her gemiden onun türküleri yükselir. Harekat sonrası bozulan MSP-CHP koalisyonu sonucunda ülkedeki kaos iyiden iyiye artmış. Özellikle 1977-1980 yılları arasında şiddet iyice yükselmiş. Tüm bunlar neticesinde 12 Eylül 1980 sabahı radyoda konuşan Kenan Evren, TSK’nın ülke yönetimine el koyduğunu açıklamış ve hemen sonrasında sanatçının yaşamını ölümüne dek etkileyecek olan gelişme yaşanmıştır. Evren’in konuşmasının akabinde İstiklal Marşı ve en son Mutlucan’ın sesinden Yine de Şahlanıyor türküsü insanlara dinletilmiştir.

 

Bu gelişmeler sonrası Hasan Mutlucan’ın ismi darbelerle anılır olmuştur. Kendi anlattığı bir anısında, sokaktaki vatandaşın kendisine “karışık durumlar var mı” gibi garip sorular sorduğunu aktarmıştır. Türkülerin davudi sesine bir anda darbeyi gerçekleştiren zihniyetin bir parçasıymış gibi muamele göstermiştir. Halit Kıvanç’ın kendisi için yaptığı “darbelerin sesi” benzetmesi, halkın belleğine yerleşmiştir.

Ne yazık ki sanatçı vefat ettiği 2011 yılına kadar da bu etiketten kendisini kurtaramamıştır. Oysa sanatçının yaşamına biraz olsun bakıldığında kendisinin darbe zihniyetinden ne kadar uzak olduğu anlaşılır. TRT’de 1951-1962 yılları arasında görev alan, ayrılış nedeni sorulduğunda siyasi nedenler cevabını verip konu ile ilgili daha fazla konuşmamıştır. Burada yapılan çözümlemede kendisinin darbe zihniyeti ile ne kadar zıt olduğu anlaşılabilir. Ayrıca dünya çapında bir opera sanatçısı olabilecekken kendisinin halk müziğini seçmesi ve sonuç olarak üstüne yapışan bu iğrenç etiket, tahammülümün sınırlarını zorlamaktadır.

Bu sebeple sizlere bugün bu yazıyı yazmak istedim. Albert Einstein’ın deyimiyle ön yargıları parçalamak, atomu parçalamaktan zor biliyorum ama dilerim yaşamında sosyal demokrasiyi benimsemiş bu değerli sese hak ettiği değeri gösteririz ve onu mezarında mesud ederiz. Sizlere onun o muhteşem sesinden söylediği kahramanlık türküleri ile veda ediyorum. Esenlikle kalın…

Hasan Ali Hamarathttp://populerakim.com
İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Mezunu

Related Articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

- Advertisement -

Son Yazılarımız