Şirketlerde Kurumsallık Nedir ve Neden Önemlidir?

şirket

Hayatımızda pek çok kez duyduğumuz bir kelimedir ”kurumsallık”. Peki bizler neden bu kurumsallık lafını pek çok defa ardı ardına duyup, insanların neden bu kavrama bu kadar önem vermesiyle karşılaşmaktayız? Günümüz dünya düzeninin anlaşılması için bakılması gerektiğine inandığım temel yapı taşının önemli bir kısmı bu kavrama dayanmaktadır.

“ŞİRKETOKRASİ”

        Farklı bir bakış açısı ile günümüze bakar isek, pek çok insanın da hemfikir olacağını düşündüğüm bir durumla karşılaşmaktayız. Çok uzun yıllardan beri yaşam doğal bir düzenden ziyade ‘’doğal düzenin üzerine inşa edilmiş yapay-beşeri bir düzenin içerisinde’’ yaşamaktayız. Günümüz tamamen insanların yarattığı bir ekonomik düzenden oluşmaktadır. Yani eskisi gibi kılıç-kalkan dönemi bitmiş bulunmaktadır. Artık ülkeler dahi esasen birbirleri ile daha farklı yöntemlerle göz dağı vermekte veya mücadele etmektedir. Bu yöntemlerde kullanılan en büyük araçlardan biri ise, şahsen tekerlekten sonra insanoğlunun neredeyse en büyük icadı olarak kabul ettiğim ‘’şirketler’’ ile gerçekleştirmektedir. Hatta ünlü Amerikalı yazar John Perkins’in ‘’Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları’’ adlı kitabında literatüre kazandırdığı ‘’şirketokrasi’’ kavramı bahsi ettiğimiz bu durumu adeta kanıtlar niteliktedir.

John Perkins ve çok konuşulan kitabı: “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları”

İçerisinde yaşadığımız zaman, artık şirketlerin yaşamı belirleyip etkilediği bir zaman olma vasfına sahip. Bu ifade lütfen yanlış anlaşılmasın… Herhangi bir sektör veya kurum burada örnek teşkil etmemektedir. Buradaki kasıt, tüm dünya düzenidir. Sanayi devriminin yaşanıp seri üretimin artması, dünyanın o günden bugüne her geçen gün yavaş yavaş daha küresel bir hale gelmesi şirketlerin önemini hayati bir noktaya getirmiştir. Hatta öyle ki; insanlar yarattıkları bu düzende potansiyel karmaşıklıkların önüne geçip ellerinden kontrolü tam kaybetmemek adına, her şeyin birbiri ile bağlantılı olduğu bir hukuksal zemin de oluşturmuşlardır.

Bahsetmekte olduğumuz tüm ekonomik düzen ise, bu hukuksal zemin üzerinde gerçekleşmektedir. Biz gerçek insanlar nasıl ki doğal bir sistemin içinde (ya da diğer ifadeyle daha uygun olması adına) veya doğal bir zemin üzerinde ‘’gerçek kişi’’ sıfatı yaşıyor isek, insanlar kurdukları bu beşeri sistemde de kendimizinkine benzer bir yapı oluşturmuşlardır. Bu sebeple şirketlere birer kişilik atfetmiş, atfettiği bu kişiliğe ‘’tüzel kişilik’’ adını vermiştir. Nasıl biz insanların temel ihtiyaçları ve anatomileri standart ise, tüm dünyada da şirketlerin temel ihtiyaç ve anatomileri de temel bir standarta kavuşturulmuştur. Şirketlerin de kağıt üzerinde birer kişi olarak kabul edildiğine göre; kurumsallık kavramı burada ne anlama gelmektedir? Cevabı ise çok basit, sağlıklı bir tüzel kişi, yani şirket olmanın yoludur kurumsallık.

         Kurumsallık öyle bir kavram olarak çıkıyor ki karşımıza, özellikle de ülkemizde pek çok yanlış veya eksik anlaşılmalara sahip bir şekilde görüyoruz kendisini. En azından inancım bu yöndedir. Kurumsallık olarak aslında tam olarak ne anlatmak istediğime, ufak bir betimleme ile örnek vermeye geçmeden önce kurumsallığın üstüne oturtulan ilkeler hakkında bilgi sahibi olunması gerekmektedir. Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği (TKYD) 4 madde ile bu ilkeleri belirlemiştir. Bu ilkeler kısaca şu şekildedir;

  1. Adillik İlkesi
  2. Şeffaflık İlkesi
  3. Hesap Verilebilirlik İlkesi
  4. Sorumluluk İlkesi

Maddeler halinde görülmekte olan bu ilkeleri daha çok kurumsal bir yönetimin gerçekleşmesi için olmazsa olmaz ilkelerdir. Benim bu yazıda bahsetmek istediğim konu ise, daha çok ‘’kurumsal yapıdır.’’ Ancak bahsini ettiğim yapı bu ilkelerden bağlantısız oluşturulmaya çalışılırsa, sağlıklı bir kurumsallığın oluşamayacağı tartışılmaz bir gerçektir. Kurumsallık nezdinde anlatmak istediğim konuya biraz daha değinmem gerekir ise, ilk önce kurumsallığın anlaşılması oldukça kolay olan bir örnekle açıklamak doğru bir hareket olacaktır.

           Şirketlerin tüzel birer kişi olduğunu söylemiştik. Örneğimiz ise bu kişilik özelliğinden gelmektedir. İnsanlar, yani kişiler iç yapılarında sistematik bir şekilde çalışan organlara sahiptir değil mi?

En ufak veya en basit bir organda herhangi bir irili veya ufaklı bir sorun çıkması halinde, vücut sağlığında sorunlar meydana gelmekte ve yaşamsal faaliyetlerin gerçekleştirilmesinde aksaklıklar yaşanmaktadır değil mi? İşte kurumsallık kavramı, tüzel kişiliklerin iç yapılarında sahip olması gereken sistematik ve doğru bir işleyiştir. Gerçek bir kurumsallık olmaksızın, tüzel kişilik sağlıklı bir yapıya, yani vücuda sahip olamaz. Dolayısıyla ayakta kalsa dahi, oldukça hassas bir yapıya sahip olup en ufak bir olumsuz dış etkende dengesini kaybedebilir, pek çok negatif sonuçlarla karşılaşabilir. İnsan vücudunda sağlıklı bir işleyiş nasıl organlar bulunuyorsa, şirketlerin içinde de organlar bulunmaktadır. ‘’Şirket iç yapı organları’’ gibi ifadeleri bazı insanlar bazı yerlerde bazı zamanlarda birkaç sefer duymuş olabilirler. Bu muhtemel bir durumdur.

İnsan vücudunda sağlık; nasıl organların sağlıklı olup doğru bir şekilde görevlerini yerine getirmesiyle oluşuyorsa, şirketlerde de bu iç yapı organlarının sağlıklı kurulup, doğru, sistematik ve denetime açık bir yapı üzerine oturtulup yönetilmesiyle sağlıklı bir şirket özelliği kazanılanabilir. Yaygın olarak karşılaştığımız durum ise kurumsallık pek çok şirkette daha çok tek başına bir kıyafet gibi, hatta daha çok bir aksesuar gibi algılanmasıdır. Şirket hacimlerine göre tam bir kurumsallık elbette olmayabilir, ancak temel seviyede dahi kurumsal bir iş anlayışının bünye içerisinde bulunmaması, tüm operasyonel süreçlerde hata olasılıklarının artması, süreçlerde yavaşlıklar, çift veya daha fazla sayıda birim iş başına kontrol gereksinimi gibi sonuçlar doğurabilir. Bu tip sebepler ışığında şirketlerin imajında da dış çevresine yönelik zayıflamalar yaşanabilir ki bu olunması istenen en son şeylerden biridir.

            Yazının sonuna doğru değinmek istediğim son bir nokta ise; şirket yönetimleri için yaratılmış olan bilişim sistemlerinin bu konu içerisindeki yeridir. Yazılım, programlama vb. tamamen farklı konulardır ancak unutulmamalıdır ki, iş süreçleri için geliştirilmiş olan bilişim sistemleri, operasyonel, daha bir halk tabiri ile angarya işlerin daha düşük maliyetlerle daha hızlı ve güvenilir bir biçimde gerçekleştirilmesi için geliştirilmiştir. Bu programlardan sağlanan veriler ile yöneticilerin daha hızlı, daha güvenilir ve daha güncel ve sadece ilgili olan bilgileri edinip, yönetim faaliyetini daha sağlıklı bir biçimde gerçekleştirilmesini sağlamaktadır. Pek çok küçük çaplı firma bu tip programları şirketleri bünyesine katıp gerekli olan bazı yönetsel faaliyetleri yerine getirilmiş olduğunu farz ediyor veya da bu programları ilgili amaca yönelik olarak bünyelerine en optimal şekilde adapte etmeye çalışıyor. Bu noktada yaşanan sorun ise, bu programların esasında tamamen kurumsal bir işleyiş mantığı üzerine kurulduğudur.

Temel prensibi kurumsallık olan bu programlar uygulamada kurumsallıktan uzak bir şekle sahip olduğunda bazı sorunlar yaşanmaktadır. Aslında sorunun kaynağı bu işin en temelinde yatmaktadır ve çözümü de bu kadar basittir. Yani programların temelleri bile kurumsallık kavramına dayanmaktadır.

            Uzun lafı kısası, her şirket her hacimde tam bir kurumsallığa sahip olamayabilir. Bu çok normal bir durumdur ve normalde karşılanması gerekmektedir. Bazen faaliyet gösterilen sektörler de bu duruma tam bir yatkınlığa sahip de olmayabilir. Ancak bir şirket olmak için, belirtilen ilkeler nezdinde en uygun sistematik bir işleyiş yapısı kurum içerisinde oluşturulmalıdır. Kurum içi organlar buna göre liyakat esaslı bir şekilde oluşturulmalı ve ilgili görev tanımlamaları herhangi bir boşluk olmaksızın yanlış anlaşılma yaratmayacak şekilde belirlenmelidir. Her işin başına konuya yetkin kişiler konularak sağlıklı bir kurumsal yapıya, yani tüzel kişilik vücuduna sahip olunur. Bunun başka bir formülü yoktur, var ise de benim bilgim dahilinde değildir.

Kurumsallığa kıyafet gibi bakar isek, kurumsallık kavramı şirketlerde bir aksesuar gibi değil, kendi hacmine ve vücut hatlarına göre dikilmiş en uygun kıyafet olmalıdır. Kabul edeceğinizi tahmin ettiğim üzere, ancak fiziksel olarak var olan herhangi bir vücut üstüne bir kıyafet geçirebilir. Bu vücudun oluşturulup üstüne kıyafet giydirilmesi ise ayrı bir anlatı konusudur.

       Umarım herhangi bir akademik iddia taşımayan bu yazı, şahsi yorum ve gözlem bazlı verilen basit örneklerle durumun ciddiyeti ve gerçekçiliğini anlatabilmekte ufak dahi olsa bir yarara vesile olmuştur. Siz okuyucuların beğeni ve onayını kazanmış olma dileklerim ile birlikte…

Saygılarımla

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here