Modern Toplum, Modern Mutsuz Bireyler Üretti

Dünyada insanların sosyal, ekonomik ve kültürel yaşamı 21. yüzyıl itibariyle giderek modern toplum olarak inşa edilen yeni yaşam biçimiyle birlikte değişime uğruyor. Her gün insan hayatına birçok yenilikler, avantajlar entegre ediliyor. Biz insanların hayatı birçok değişime uğruyor. Lakin bu değişim elbette yanında birçok sorunu da getirdi.

Modern yaşam, -modern toplum- bireyler adına aynı zamanda modern mutsuzluğu da getirdi.

Yakın çevremizde olanlara baktığımızda çoğumuz farklı nedenlerden dolayı bir şekilde mutsuzuz. Mesela işini seven ne kadar insan var? Örneğin, yapılan araştırmalarda yüz binlerce sağlık çalışanı tükenmişlik sendromu yaşıyor. Birçoğu mesleğini değiştirmiş, ya da bazılarımız sırf “zorunda” olduğumuz için istemediğimiz bir işte çalışıyoruz. Bunlar aslında modern toplum insanının sorunlarından sadece bir kaçı!

Evet, modern toplum maalesef daha mutlu bir yaşam getirmiyor, aksine birey üzerine daha fazla yük bindiriyor. Bu sebepten dolayı modern yaşam, ortaya mutsuz veya yaşamın tadına varamayan mutluluğu yaşamayı unutmuş ve erdemlerini kaybetmeye yüz tutmuş bireyler inşa etti.

Sizinle basit bir istatistik paylaşmak istiyorum. Türkiye’de 2018’de Sağlık Bakanlığı istatistiklerine göre yılda 8.6 milyon kişi ruh ve sinir hastalıkları nedeniyle doktora/psikoloğa başvuruyor. Gerek bu başvurular gerekse antidepresan kullanımı her yıl artıyor. 5 yılda antidepresan kullanımı %25.6 arttı. 

Bu istatistik -ki bu rakamın çok daha fazlası olduğu kesin- bile basit bir şekilde insanlardaki mutsuzluğun veya tükenmişliğin ne derecede arttığını gösteriyor. Mesela kalabalık modern bir toplumda toplu taşımaya bindiğinizde ve küçük bir gözlem yaptığımızda bile insanların gergin, mutsuz olduğu ve hızlı yaşama entegre olmuş şekilde bir yerlere yetişme telaşında olduğunu görebiliriz. Ve bu katlanması zor olan durumun her gün tekrar ettiğini düşünün!

2018 yılında İngiltere’de yalnızlıktan acı çeken milyonlarca insanın tespit edildiği duyurulmuştu. Böylesi toplumsal bir sorunu çözmek adına İngiltere’de Yalnızlık Bakanlığı kuruldu.

İnsanların yalnızlıktan ötürü mutsuzluğunu gidermek için çalışmalar başlatıldı. Çünkü insan, insana ihtiyaç duyar. Evet, İngiltere modern bir toplum fakat görülen o ki milyonlarca insan bu dinamik içinde acı çekiyor. Mutlu olmayı unuttu insanoğlu!

En son ne zaman iliklerinize kadar mutlu olduğunuzu hissettiniz?

Modern yaşam biçimimiz ortaya yeni salgın hastalıklar da çıkardı. Nedir bunlar? Yorgunluk, tükenmişlik ve ruhsal dinginlikten uzaklaşma. Sizlere “En son ne zaman iliklerinize kadar mutlu olduğunuzu hissettiniz?” diye sorsam? Hatırlamakta eminim güçlük çekeceğiz. Çünkü modern bireyler olarak mutlu olmayı unuttuk. Sadece anlık hazlarla mutlu olabiliyoruz. Gerçek anlamda mutluluk nedir peki? Sizi gerçek anlamda huzurlu hissettiren ve karşılığını veremeyecek manevi duygulardır mutluluk. Bizi ruh dinginliğine götüren şeyin ta kendisidir!

Her gün aynı şekilde tekrar eden küçük rutin işlerimizden dolayı kendimizden uzaklaştık. Kendimizi tanımayı bilmiyoruz artık. Ruhsal dinginliğimizi çoktan kaybettik bile. Çünkü sürekli gelecek kaygısıyla ve hızlı yaşamakla meşgul oluyoruz. Hızlı çalışma temposundan dolayı insanoğlu kendini unutur hale geldi.

Mekanlar hızlı yaşama göre tasarlanıyor artık. Fast food denilen -kabaca hızlı yeme/tüketme- kültürü entegre edildi hayatımıza. Çünkü modern toplumda hızlı olmamız isteniyor.

Meşhur bir hikaye vardır: Afrikalılarla bir beyaz adam seyahat ederken, Afrikalılar arada bir duraksayarak dinleniyor. Beyaz adam da neden duraksadıklarını sorunca, bir Afrikalı şöyle cevap veriyor: O kadar hızlı gidiyoruz ki ruhlarımız arkada kalıyor.”  

Bizlerin de en azından içimizdeki kaplumbağa ile bir an önce iletişime geçmemiz gerektiğini düşünüyorum. O yüzden yapmaya değer bir şeyimiz varsa, yavaş yapmaya da değerdir.

Evet yukarıda söylediğim gibi ruhsal dinginlikten uzaklaştık. Ruh yapısı gereği yavaştır. Bizler hayatımızda ara ara yavaşlamayı bilmeli ve ruhumuzun bize yetişmesini sağlamalıyız. En azından buna çaba göstermek gerekir.

Bunun yanında hoşgörü anlayışımız da köreldi. Modern toplum, hoşgörü erdemimizi de köreltti. Kendimizden başkasını görmez, duymaz olduk. Çünkü sistem, bir diğerini yok etme anlayışında olduğu için…

Prof. Dr. Kemal Sayar “Yavaşla” adlı kitabında modern hızlı yaşamı şu şekilde tanımlar: Modern hızlı yaşam, “Eşyadan yana zengin, zamandan yana yoksul” bireyler üretiyor. Evet, tam da bu şekilde! Her şeye ulaşma, çoğu şeyi yapma imkanımız olmasına rağmen mutlu muyuz? Kesinlikle mutlu değiliz!

Bir Başka Sorun Da Ahlak Meselesi

Modern kültür üzerine yazan yazarlar, modernleşmeyle birlikte ahlakın tartışıldığı ortak mekanların da yok olmaya başladığın vurguluyor. Ahlaki değerlerimiz, kamusal alanlarda veya medya platformlarında tartışılmadığından dolayı onları da unutur olduk. Her gün ahlak kurallarını parçalayan, yok sayan toplumsal olaylarla karşı karşıya kalıyoruz. Cinayet, istismar, şiddet vs… Sansasyonel medya da bunu bir meze olarak da topluma sunmaktan asla çekinmiyor. Fakat yeri geldiğinde aynı sansasyonel medya ahlakçı kesiliverir!

Zihni bunlarla doldurulan bireyin hoşgörü anlayışı veya ahlaki değerlere biçtiği kurallar körelmeye başlar.

Bana kalırsa artık ahlak, toplumsal yaşamın en önemli yapı taşından bir tanesidir. Ahlakınız iyi olduğunda siyasetiniz, ekonominiz, kültürünüz ve sosyal yapınız başta olmak üzere birçok değer ve yapı birbiriyle birlikte zenginleşir. Ahlaki yaşantı insanlığımızı tanımlar. Ahlak, dünyayı gerçek kılan yegane şeydir. 

Biraz yavaşlamayı bilelim, ahlaklı bir birey olarak mutlu olmayı hatırlayalım…


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here